Yazar: mehmetabaci

  • Okullarda Öğretilmeyen Ama Başarılı İş İnsanlarının Sahip Olduğu 6 İş Yeteneği

    İş hayatında ille de çift ana dal yapmak gerekir. Birincisi okuldan aldığınız diplomayla başlar, ikincisi de işin kendisini öğrenmeyle; çünkü bazı şeyleri size üniversitede öğretmezler.

    Çalıştıkça öğreneceğiniz 6 nokta da şöyle:

    Odak noktanızı bulun

    Girişimcilerin en büyük problemlerinden biri, dikkat eksikliğidir. Nereden fırsat yakalayacaklarını bilmediklerinden darmadağın olabilirler. Parlak obje sendromu da denilen bu duruma yakalanmalarının en büyük sebebi ise yaratıcı olmaları.

    Diyelim ki, ekmek fırını açacaksınız. Sonra aklınıza poğaça da yapmak geliyor, bir bakmışsınız, pasta da yapıyorsunuz. Derken çikolata şeker satıyorsunuz. Sonra bakmışsınız, bakkal olmuşsunuz.

    Ne yapmak istediğinizi bilin.

    “Hayır”ı cevap olarak kabul etmeyin

    eğer fikrinizin dahiyane olduğunu düşünüyorsanız, “hayır”lar yüzünden yılmamayı öğrenmelisiniz. Parlak fikirler zor anlaşılabilir. Sektör devleri bile yanlış öngörüde bulunabilir. Reddedilmenizin sebebi fikrinizin işe yaramaması değil, henüz anlaşılamaması olabilir. “Evet”i duyana kadar devam.

    Yükseklere sıçramak için inmeyi bilin

    Girişimcilik, yenilik getirir. Girişimci zekalar, eksiklikleri bulur ya da yeni ihtiyaçlar doğurur. Bu harika bir şey belki ama şunu unutmamak lazım: İnsanlar değişiklikten korkar. Zihnimiz bizi korumaya programlıdır ve karşılaştığımız yeniliklerin tehdit olup olmadığını anlamak için sorgular. Riskli bulduğuna zor yanaşır. Bu sebeple yükseklere uçacaksanız, iniş takımlarınızın sağlam olduğundan emin olun.

    Hayır demeyi öğrenin

    Bazı durumlarda da gerekli olan kelime, hayır. Bir girişimci olarak yapılan tüm anlaşmalar size ivme kazandırır. Ancak bir de karşınıza çıkan engeller vardır. Bu engelleri aşmak çok önemli. İlk etapta bir şey olmayacağını düşünerek dediğiniz “evetler” ileride çok büyük sorunlar olarak karşınıza çıkar. Hayır demeyi öğrenin.

    Mükemmeliyetten vazgeçin

    Birçok iş yeri sahibi mükemmellik takıntılıdır ve bu hem enerji hem de zaman kaybıdır. Her adımınızı mükemmel kılmaya çalışırsanız, yavaşlarsınız. Mükemmel değil, sağlam adımlar atın. Hata yapabilirsiniz. Hata yapmak sizi olgunlaştırır, güçlendirir. Tüm büyük başarılar, sayısız hataların sonucudur.

    Satışa odaklanın

    Evet yaptığınız işi sevmeniz güzel ama yeri geldiğinde duygusallığı da bırakmak gerek. Para kazanmak zorundasınız, çünkü çalışanlarınız ödeme, ofis sahibiniz kira bekliyor. Sadece bunlar için değil, kendiniz için de kazanmalısınız. Tüm sorumluluklarınızdan arınıp, daha iyisi için çalışmaya, yaratıcılığınızın tadını çıkarmaya durumunuz olsun.

  • Okuma İsteğini Artırmak & 4 Güçlü Yöntem

    Marka bilinirliğini artırmak, web sitelerine daha fazla trafik çekmek ve müşteri bağlılığı oluşturmak gibi pek çok fayda sağlayan içerik pazarlaması artık başlı başına bir sektör. İçeriğin gücünü fark eden firmalar, sosyal medya da dahil olmak üzere, tüm dijital mecralar için kaliteli içerik oluşturma konusunda daha çok önem vermeye başladı.

    Özellikle sosyal medya etkileşimini artırarak pazarlama hedeflerine ulaşmak isteyen firmalar artık içerik konusunda tecrübeli profesyonellerle çalışmayı tercih ediyor. Böylece uzmanlar tarafından oluşturulan kaliteli içerikler; takipçilerde samimiyet, güven gibi hisler oluşturarak, ürün ve hizmetlerle, dolayısıyla şirketlerle bağ kurulmasını sağlıyor.

    Peki, içerik oluştururken nelere dikkat edilmesi gerekir? Paylaşımı ve takibi artırmak için ne tür içerikler oluşturulabilir? İşte bu konuya ilişkin birkaç ipucu…

    1. Limitsiz ortamda limit belirlemek

    İnternet uçsuz bucaksız bir mecra. Size tanınan bu sınırsız boşluğun her noktasını doldurmak zorunda değilsiniz. Uzayıp giden yazılar, onlarca görsel, herkesin takibini yapabileceği bir içerik oluşturmanızı sağlamayabilir.

    Bu kadar zaman harcanmış ve emek verilmiş bir işin, yeterli dönüş sağlamaması hatta bir çoğunun keşfedilememesi tercih edilmeyen bir durum. Dolayısıyla, oluşturduğunuz her içerikte kendinize belli bir limit belirlemenizde ve içeriklerin her birini mümkün olduğu kadar sıkılmadan okunabilir ve takip edilebilir şekilde sunmaya çalışmanızda fayda var.

    2. Sadece etkileşime odaklanmamak

    İçeriklerinizin güncel ve popüler konularda olması ya da bu tarz konulara bir şekilde değinmesi elbette takipçilerinizin dikkatini çekebilir. Ancak, içeriklerinizin temelini sadece popüler konular üzerine inşa etmemeniz ve yalnızca etkileşim odaklı çalışmamanız gerekiyor.

    Çünkü bu popüler içeriklerin, ilerleyen dönemde unutulabileceği, modasının geçeceği anlamına gelir. Ayrıca gündeme uyum sağlamak adına geliştirilen içeriklerde hata yapma ihtimaliniz de artar. Markanızla doğrudan ilgili olduğunu düşündüğünüz orijinal içerikler, zorlama güncel içeriklerden daha başarılı olabilir.

    3. Editöryal takvim oluşturmak

    Takipçilerinizin beğenileriniz de göz önünde bulundurarak bir içerik takvimi oluşturmanız işinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Belirli periyodlarla yayınlamak istediğiniz benzer tarzdaki içerikleri planlamak, konu dağılımını görebilmek için takvim oluşturmak son derece faydalı.

    4. Zamansız görseller

    Görsel, zamansız bir içerik türü. Fotoğraflar ve videolar, modası geçen sıkıcı içerikler değil. Bu nedenle içeriklerinizde, ürün ya da hizmetlerinizi mümkün olduğu kadar kısa bir şekilde anlatıp, görsele önem vermenizde fayda var.

    İnsanlar, sunulan hizmetleri, alacakları ürünleri, gidecekleri yerleri ve yapabilecekleri aktiviteleri okumaktan çok görmek isterler. Bu, insanlarda güven uyandıran, marka veya şirketle bağ kurumasını sağlayan bir yöntem olarak değerlendirilebilir. Siz de yüksek çözünürlüklü ve kaliteli görsel içeriklerinizi, takipçilerinizin beğenisine sunabilirsiniz. Bu paylaşımlar etkileşim oranınızı mutlaka artıracaktır.

  • Başarılı İnsanların Daha Fazla Öğrenmesini Sağlayan 4 Yol

    Kariyerimizi oluşturabilmek için birçok eğitimden geçeriz. Bu eğitim hem okulda hem hayatta olur, ancak bir noktaya geldikten sonra yavaşlar. Hatta öğrenmeye vakit olmaz. Yeni şeyler, vakit kaybıdır.

    Aslında pek de öyle değil. Teksas Üniversitesi’nin araştırmasına göre, yeni beceriler edinmeye çalışmak ya da yeni şeyler öğrenmek, beyninizin daha seri ve kıvrak bir şekilde çalışmasına sebep oluyor.

    Beyninizin verimli çalışması için süreklilik şart. Belki de başarılı insanların kolayca öğrenmesinin sebebi de bu. Peki öğrenmek için hangi yolları kullanmak lazım?

    İşte Kendinizi Geliştirmek İçin Yapabilecekleriniz!

    Öğrenmeyi öğrenin

    Okulda uygulanan teknikleri unutun. En iyi nasıl öğreniyorsunuz nu keşfedin. Belki her sabah haberleri okumak iyi geliyordur, belki bu tarz yazıları takip etmek iyidir ya da dinleyerek öğreniyorsunuzdur. Kim bilir? Kendinizi keşfedin.

    Kendi fikirlerinizi soruşturan materyaller okuyun

    Gelişmek için öğrenmek gerekiyorsa, öğrenmek için farklı materyaller bulmak şart. Sonra güzel bir kitap alın (kitap tavsiyelerimiz için burayı tıklayabilirsiniz). Yanınıza bir kalem ve bir defter alın, not tutarak okuyun. Ders çalışır gibi okumuş olacak ve her şeyi beyninize yerleştirmiş olacaksınız.

    Derse girin

    Steven Spielberg bile bıraktığı okuluna, ünlü olduktan sonra geri döndü ve dersleri dinledi. Siz de bunu yapabilirsiniz. Konferanslara katılabilir, online dersler alabilirsiniz. Sertifika kurslarına gidebilirsiniz. Yeter ki, size gerçekten bir şeyler katacağını düşündüğünüz konular olsun.

    Rahatsız hissedin

    Başarılı insanlar, sürekli olarak bildiklerinin yetersiz olduğundan yakınır. Daha fazlasını arar. Siz de beyninizi güçlendirmek istiyorsanız, kendinize meydan okuyun. Başarı için disiplinli olun ve her zaman bilmediklerinize odaklanın.

  • Şişeden çıkan başarının hikâyesi: Şirket değeri 100 milyon dolar

    Sarah Kauss, S’well adlı bir şirketin kurucusudur. Şirket, özellikle tasarımlı su şişeleri üretmektedir. Kauss, 2010 yılında bu şirketi kurdu ve o zamandan beri işlerini büyütmekte başarılı oldu. S’well, sadece şık tasarımlarıyla değil aynı zamanda çevre dostu malzeme kullanımıyla da dikkat çekiyor. Şirket, insanların plastik şişe kullanımını azaltmalarına yardımcı olmak amacıyla bu ürünleri üretiyor.

    Sarah Kauss, şirketinin hızla büyümesinde kilit rol oynadı. Başlangıçta evinin bodrumunda çalışan Kauss, şimdi New York’ta bir ofis ve dünya çapında bir müşteri tabanına sahip. S’well’in başarısının arkasındaki anahtar faktörlerden biri, markanın bütünsel bir yaklaşımla tasarlanmasıdır. Ürünleri sadece bir su şişesi değil bir yaşam tarzı simgesi olarak pazarlanıyor. Bu nedenle, şirket müşterilerinin sadakatini kazanmayı başardı.

    Başka bir önemli faktör ise, S’well’in sosyal medya stratejisi. Şirket, Instagram gibi platformları aktif bir şekilde kullanarak markasını tanıttı ve müşterilerine erişim sağladı. Bugün S’well, milyonlarca dolarlık bir işletme haline geldi ve Sarah Kauss, başarısının arkasındaki anahtar faktörlerden biri oldu. Şirketin değeri yaklaşık 100 milyon dolar olarak tahmin ediliyor ve bu rakamın gelecekte daha da artması bekleniyor.

    S’well şişelerini duymuş olabilirsiniz. S’well, tekrar kullanıma uygun bir su şişesi. Ebeveynlerin en büyük korkusu olan plastik şişelere karşı sağlıklı bir oluşum. Hem plastik ve benzeri şişelerin içerisindeki suya bulaştırdığı zararlı kimyasalları barındırmıyor hem de plastik şişe kullanımını azaltarak, çevre kirliliğini önlemeye yardımcı oluyor. S’well şişe içerisindeki soğuk içecek 24, sıcak içecek 12 saat ısı derecesin, koruyabiliyor.

    Yaptıkları sadece bunlarla sınırlı değil. S’well, kazancının belirli bir bölümünü Unicef’e bağışlayarak, Afrika ülkelerindeki çocukların temiz su ihtiyacını karşılamaya yardımcı oluyor. Şirket, 2015’ten bu yana 200.000 $ bağış yapmış.

    Özellikle annelerin tercih ettiği ürün neredeyse yok satıyor. Bu, Starbucks gibi şirketlerin şişe, vb. satışlarını da geçmiş olmak demek oluyor. S’well’in dâhisi ve CEO’su Sarah Kauss, geçen sene 50 milyon dolar kazandıklarını, bu sene bu rakamı iki katına çıkarmayı planladıklarını söylüyor. Bu büyük başarının sırrı, Sarah Kauss’un ta kendisi.

    6 yıl önce Sarah ve annesi, annesinin kansersiz geçen beşinci yılını kutlamak üzere Arizona’da tatile çıkıyor. Bu sırada Sarah, Harvard mezunu ve sürekli çalışıyor olmaktan bitap düşmüş durumda. Bu sırada Sarah’nın annesi, dağcı malzemesi gibi gözükmeyen, şık bir tasarımı olan, sağlıklı bir su şişesine sahip olmanın güzel olabileceğini söylüyor ve pimi bu noktada çekiyor.

    Sarah, o andan sonra Modern Sanat Müzesi’nde bile satılabilecek kadar güzel bir su şişesi hayal ediyor. İşin komik yani, S’well şişeleri şu an orada da satılıyor. New York’taki apartmanına döndüğünde hemen işe koyuluyor. 30.000 dolarlık birikimini bu işe yatırıyor. 6 aylık çalışmadan sonra ilk prototip ortaya çıkıyor.

    Sarah bu şişeyi üretirken, çok ama çok önemsediği doğa için de bir şeyler yapmayı hedefliyor. Yaptığı araştırmalarda, sadece plastik su şişelerinin yarattığı çevre kirliliğini görüyor. ABD’de her yıl 50 milyar plastik şişe, çevreyi kirletiyor.
    Sarah, bunu yaparken kendisi gibi küçük bir grubun bu şişeyi kullanacağını düşünmüş. Bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemiş.

    Oprah etkisi

    Oprah Winfrey’e herkesin tapıyor olması çok normal, çünkü Oprah ve ekibi, insanların iyiliği için birçok şey yapmaya hazır bir ekip.

    Sarah, Oprah Magazine’in ekibine örnek bir şişe yolluyor. Bu sırada Facebook ve Harvard’tan toptan siparişler gelmeye başlıyor. Birkaç ay sonra Oprah Magazine’in baş editöründen bir telefon geliyor. Kendisi yaz boyunca S’well’i kullandığını, çok beğendiğini ve dergisinde bu ürüne köşe vermek istediğini söylüyor. Yalnız bunun için bir şart var; her renkten bir tane lazım. İşin sıkıntılı tarafı, şişelerin sadece mavi olması. Sarah hemen farklı renk ve desenler yaratarak üreticiye yolluyor ve o anda yaptığı işin sadece bir proje olmadığını, artık bir şirkete dönüştüklerini fark ediyor.

    4 ay sonra, S’well’in tüm renkleri dergideki yerini alıyor. Bu yayından sonra satışlar iyice artıyor. “Bizi nereden duydunuz?” sorusuna, müşteriler genelde Oprah yanıtını veriyor.

    Starbucks’la iş ortaklığı

    Başarının ardından 2012 yılında S’well, Starbucks ile bir anlaşma yapıyor. Atlanta ve Austin’deki 140 restoranda ürünler satışa çıkıyor ve tamamen satılıyor. Bir sonraki sene, alanı genişletip, New York, Hawaii, Seatle gibi yerlerdeki Starbucks noktalarında satış başlıyor.

    Sarah, Starbucks’ın CEO’su Howard Schultz’la tanışıyor ve bu dönüm noktası oluyor. Sarah, daha fazla mağazada yer almak istediğini söylüyor ve CEO’yu ikna ediyor. Ardından S’well kendisini, Kuzey Amerika, Brezilya ve Asya’daki 10.000 noktada buluyor. Sarah Kauss, Starbucks’ın dünyanın her yerinde bulunan koca bir canavar olduğunu söylüyor.
    İşin komik olan ayrı bir noktası da bu anlaşmadan sonra S’well’in üretim şeklini Starbucks’a uygun hale getirmek için 2 yıl uğraştığı. Sarah, Starbucks’ın çevreye gerçekten önem verdiğinin özellikle altını çiziyor.

    Yükselme devri

    S’well 2015 yılında 50 milyon dolar değere ulaşıyor. 201’teki başarılarının 10 milyon dolar olduğunu düşünürsek, bu harika bir büyüme.

    2016 yılında, Avrupa, Orta Doğu, Rusya ve Güney Afrika’daki ülkelere de açılıyor. Bu arada S’ip by S’well adlı daha küçük ve daha ucuz şişeler üretiyorlar.

    Şişe aynı zamanda çok “moda”. Şu an 200’den fazla tasarımı ve rengi olan şişe için Sarah’ın hedefi, “moda haftasının şişesi” olmak. New York Moda Haftası ve TED konferanslarının şişesi olan S’well, aynı zamanda ünlülerle de anlaşma yapıyor ve sosyal medyanın gücünü kullanıyor. Sarah Kauss, özellikle bu noktalara çok dikkat ediyor.

    Bunun haricinde S’well’in insanlığın yararına vermiş olduğu hizmeti de çok beğeniyor. UNICEF’le olan anlaşması, çok ama çok önemli.

    Dünyaya güzellik ve iyilik katmak isteyen bir proje, ne kadar da büyüyor. İşte tam da yüzden dünya kadınlarla güzelleşiyor.

  • Başarılı Kişilerin Asla Söylemeyeceği 7 Şey

    İşte hak ettiğiniz başarıları elde etmek için kelime hazinenizden çıkarmanız gerekenler.

    Küçük bir işi yürütürken veya başkasına çalışırken bile herkes yaptığı işlerde başarılı olmak ister. Ancak arzuladığınız başarıları elde etmek isterken aslında çok önemli olan bazı şeyleri göz ardı etmiş olabilirsiniz. Yaptığınız işlerde küçük bir sözcük değişimi bile işlerinizin sonucunda önemli etkiler yaratır. İstemeden de olsa yanlış kullanılan negatif bir sözcük başarılarınızı önemli derecede etkiler. Bu yüzden her zaman çok dikkatli olmalı ve yanlış sözcük seçiminin kaderinizi etkilemesine izin vermemelisiniz.

    İşte kariyerinizde daha önemli noktalara ulaşmak için kelime hazinenizden çıkarmanız gereken sözcükler:

    “Yapamam.”

    Bu sözcük “pes ediyorum” ile aynı anlama geliyor. Bu bir patronun veya müşterinin talebine verilecek bir cevap olamaz. Problemin zorluğu ne olursa olsun bu probleme siz veya ekibinizde bulunacak deneyimli kişilerle çözümler üretecek fikirler geliştirmeniz gerekir. Sunduğunuz çözümlerin genişliği sizi daha değerli kılacaktır.

    “Her zaman böyle yaparım.”

    Her zaman her işe sürekli aynı işlemleri uygulamak ve bunu dile getirmeniz aslında sizin yaratıcı olmadığınızı ve kişisel gelişime kapalı olduğunuzu açıkça dile getirmeniz anlamına geliyor. Sürekli gelişen ve değişen iş yaşamında sürekli aynı yöntemleri uygulamak mümkün değildir. Gelişen ve değişen dünyada sizin de kendinizi geliştirmeniz gerekmektedir aksi durumda bu yarışta geride kalırsınız.

    “Bu sadece bir dakika sürer.”

    Bir dakika çok kısa bir süredir ve süre zarfında gerçekten yapılacak işlem sayısı çok azdır. İşlemin belirtilen süre zarfında gerçekleşmemesi güvenirliliğinizi kaybetmenize sebep olabilir ve bu kariyeriniz de başarılar elde etmenizde büyük bir engel olacaktır. Bu yüzden bu cümleyi sık sık kullanmaktan kaçınmalısınız.

    “Benim hatam değil.”

    Sorumluluktan kaçan biri ile çalışmayı veya bu kişinin müşterisi olmayı kimse istemez. Hatalarını kabul etmek bir karakter gerektirir ve karakterinizin gelişmesi karşılaşılan sorunlardan öğrenilen bilgilerle gelişir. Bir işverenin veya bir müşterinin bir çalışandan beklentisi sorunları başkasına yüklemek yerine çözüm odaklı olmasıdır. İşveren veya müşteri bu nitelikte olan kişilere karşı daha saygılıdır. Sorumluluktan kaçınmak ve suçu başkasına yüklemek için kullanılan bu cümle aslında sizi daha kötü bir pozisyona sokacaktır. Bu yüzden sorumluluktan kaçınmak yerine sorunların çözümüne odaklanmanız ve bu tarz bir cümle kullanmaktan kaçınmalısınız.

    “Bu benim işim değil.”

    Talepler, ekonomi ve toplum sürekli değişiyor. Mevcut pozisyonda çalışmayı seçerken muhtemelen belirli iş ve görevleri yürütmek üzere görevlendirilmişsinizdir. Ancak iş yerinde başladıktan sonra işvereninizin oluşan talep üzerine sizi başka alanlarda görevlendirmesi veya bu güne kadar yaptığınız işlerden farklı işleri size yönlendirmesi mümkündür. Bu tarz bir görevlendirmeye yönelik direk olarak görev tanımlarınızdan biri olmadığını belirtmeniz sizi negatif biri olarak gösterecektir. Bu tarz bir yaklaşım yerine verilen görevin detayına inerek yapabileceklerinizi iyice analiz edip mümkün olduğunca verilen görevi en iyi şekilde yapmanız sizi yapıcı biri olarak gösterecektir. Eğer verilen görev bilgi ve birikiminiz dışında bilgi gerektiriyorsa bunu daha farklı bir şekilde işvereninize izah etmeniz gerekmektedir.

    “Bu adil değil.”

    Hayatta her şey adil değildir eğer yeni fark ettiyseniz gerçek hayata hoş geldiniz. Kişisel hayatta olduğu gibi iş hayatında da sık sık fark edeceğiniz üzere adalet eksikliği vardır. Bu konuda sürekli şikayet etmek yerine sorunlara eylemci ve çözüm odaklı yaklaşmalısınız. Belki de hak ettiğinizi düşündüğünüz pozisyona sizden daha az hak eden biri geçecektir, acı ama gerçek hayat budur. Bu tarz gelişmeler karşısında moralinizi bozmak yerine siz sadece işinizi daha iyi yapmaya çalışmalısınız zira bu alanda yapacağınız tek şey işinize daha sıkı bağlanmaktır. Diğer türlü yapacağınız her şey size ve kariyerinize daha çok zarar verecektir.

  • BİE Sendromu Özgün Fikirler Bulmak

    (BİE) Sendromu: Steve Jobs, en yaygın kurucu hastalıklardan birine yakalanmış olsa da, 1979’da Xerox Palo Alto Araştırma Merkezi’ni ziyaret etmeyi düşünmeyebilirdi. Eğer gitmemiş olsaydı, geleceğin kişisel bilgisayarlarının temelini oluşturan görüntülü arayüzü asla göremeyecekti. Jobs, Xerox’un arayüzünü kullanmak için eleştiri almış olsa da, bu fikri çalmaktan kaçınmadı. Jobs’un baş tasarımcısı Jonathan Ive da benzer bir durumdaydı. İkili, harika sanatçılar olarak, dışarıdan gelen fikirleri benimsemekte tereddüt etmediler ve ortaklaşa yaratılan ürün tasarımı dünyayı değiştiren ticari bir zarafet haline geldi.

    İş dünyasında “Burada İcat Edilmedi” (BİE) olarak bilinen bu durum, geliştirilen konseptlerin ve çözümlerin dışarıdan reddedilmesi eğilimini ifade eder. BİE sendromu, otomatik negatif algı ve içgüdüsel hoşnutsuzlukla karakterizedir. İnsanlar genellikle, kendi ekibinin dışında ortaya çıkan fikirleri göz ardı eder ve bu fikirlerin üzerine eklemeler yapmazlar. Bu sendrom, birinin “Eğer biz bu fikirle ortaya çıkmadıysak, bunu göz önünde bulundurmayacağız.” düşüncesiyle özetlenebilir.

    Reklam müdürü Alex Osborn’un beyin fırtınası konseptini tanıttığı dönemde, fikirleri reddetmemek için dört kural önerildi. Ancak günümüzde, insanlar genellikle hemen yargıya varma ve başkalarının fikirlerini reddetme eğilimindedir. BİE sendromunun temelinde, insanların bilgi ve aktivite alanlarında tutunma arzusu yatar. Bu durumda, bir uzman olarak görülen kişi, dışarıdan gelen fikirleri kabul etmez ve bu fikirleri reddeder.

    BİE’nin nöroloji bilimi açısından incelenmesi, beyin işlemlerinin önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Yeni fikirleri işlemek, prefrontal kortekse ağır bir yük getirir, ancak beyin doğal olarak yeni fikirlere karşı direnç gösterir. Beyin, kendi fikirlerini ürettiğinizde başkalarının fikirlerini ürettiğinizde olduğu kadar ödüllendirmez. Bu durum, insanları başkalarının fikirlerini reddetmeye yönlendirir ve kendi fikirlerini ortaya koymayı daha kolay ve ödüllendirici hale getirir.

    BİE sendromu, insanların dışarıdan gelen fikirlere direnç gösterme eğilimini anlatan bir durumdur. Bu eğilim, beyin işlemleri ve ödüllendirme mekanizmalarıyla da ilişkilidir. Bu nedenle, özgün fikirler bulmak ve benimsemek, beyin için daha zorlu bir süreç olabilir, ancak sonuçları daha ödüllendirici olabilir. Steve Jobs’un çalmayı tercih etmesi, bu durumu anlamak için bir örnektir.

  • Başarılı Liderlerin Yapması Gereken 5 Çılgın Şey

    Eğer gerçekleri görmek istiyorsanız sadece Google arama motoruna “başarılı kişilerin karakteristik özellikleri” yazmanız yeterlidir. Birçok üniversitenin bu alanda yapmış olduğu araştırmaların sonuçlarına ulaşabilirsiniz.

    Ancak bunların sadece teori olmadığını göreceksiniz. İşte başarılı insanların çılgın alışkanlıkları:

    Naziktirler

    Başarılı kişiler mevcut durumdan memnun değildirler. Sürekli “Eğer bu olursa ne olur?” veya “Olmazsa ne olur?” düşüncesindedirler. Kötü giden durumlarda bile soğukkanlılığı asla elden bırakmaz ve en iyi sonuca ulaşmak için çözüm ararlar. Tüm bunlarla baş ederken nazik ve saygılıdırlar, yapılanlardan dolayı suçlu aramak veya hata yapanın hatasını yüzünü vurarak rencide etmeye çalışmak gibi eylemlerde bulunmazlar. Tabi bunları yaparken de koltuğunda oturup çalışanların dikkatsiz davranarak ihmaller sonucu hata yapmalarını da izlemezler. Sadece karşıdaki kişiye karşı nasıl davranılacağını ve nazik bir şekilde sorunların üstesinden nasıl gelecekleri üzerine politikalar üretir ve bir daha bu durumların olmaması için gerekli tüm önlemleri de alırlar.

    İşlerine tutkuyla bağlı olmalarına rağmen mantıklı ve nesnel durabiliyorlar

    Başarılı kişiler işlerine tutkuyla bağlıdırlar ancak tutkularının akıllarını tamamen yönetmesine izin vermezler. Yeri geldiğinde durup ne durumda olduklarını iyi bir şekilde analiz edip en doğru seçeneği bulmayı çok iyi başarıyorlar. İşlerini yaparken tutkuyla mantığı birbirlerine karıştırmadan müthiş bir dengede çalışmalarını yöneterek çok daha başarılı oluyorlar.

    Yakınsak ve ıraksak düşünceye sahiptirler

    IQ testlerine dayanarak “yakınsak” derken kastedilen “rasyonel” düşünceye sahip olmaktır. “Iraksak” ise burada ince hesaplamaları yapmaya dayalı düşünme olarak tanımlanıyor. Bu düşünce genellikle doğru veya yanlış cevaplı sorular sormaya dayalıdır. İki düşünce yapısı da çok önemlidir. IQ’nuzun ne kadar yüksek olduğu önemli değil, eğer bu iki düşünce yapısını iyi bir dengede tutamazsanız başarılarınız sekmeye uğrayacaktır. Bu yüzden dengeyi iyi kurmalısınız.

    Hem enerjik hem de soğuk kanlıdırlar

    Başarılı kişiler bir şey üzerinde çalışırken düşük enerjili gözükebilirler ancak durum gözüktüğü gibi değildir. Bu şekilde davranmalarının sebebi sadece enerjilerinin mantıklı düşünmelerinin önüne geçmesini engellemektir. Bazen herkesten çok çalışmaları gerekiyor ve bunun aynı enerjide ve dikkatle yapabilmenin yolu gün boyunca enerjilerini dikkatli kullanmaktan geçiyor.

    Çalışmayı severler

    Çalışan birçok kişi tatil günlerini severken onlar ise çalışmayı, sorun çözmeyi ve başarılı işlere imza atmayı severler. İşlerini hem çok ciddiye alırlar hem de işlerini bir oyun edasıyla görüp buna göre çalışmalarını şekillendirmeyi severler. İşlerine resmen aşıktırlar. Çalışmalarından aldıklarından aldıkları zevkle ele aldıkları her bir çalışmalarını en iyi performansla sonuçlandırmayı başarıyorlar.

    Liderlik, bir grup insanı belirli bir amaca yönlendirmek için kullanılan bir yetenektir. Başarılı liderler, sıradanlıktan öteye geçmek ve hedeflerine ulaşmak için farklı yollar izleyebilirler. Risk alarak büyük başarılar elde etmek, yaratıcı düşünceye açık olmak, kendilerine güvenmek, değişime açık olmak ve empati kurmak, başarılı liderlerin yapması gereken beş çılgın şeydir. Liderler, bu özellikleri benimseyerek, iş dünyasında büyük başarı elde ederler.

  • İyi Patronların Özellikleri

    İyi bir patron, işyerinde verimliliği artırmak, çalışanların motivasyonunu yükseltmek ve iş sonuçlarını iyileştirmek için önemlidir. İşyerinde çalışanlar, bir patronun ne kadar iyi olduğunu belirleyebilir ve iyi patronların sahip olduğu belirli özellikler vardır. Bu yazıda, iyi patronların sahip olması gereken özellikler hakkında konuşacağız.

    1. İlham Verirler

    İyi bir patron, işe katılır ve çalışanlarına ilham verir. İşte yaptıkları işin neden önemli olduğunu hatırlatırlar ve çalışanlarına kendilerini daha değerli hissettirirler. İyi bir patron, çalışanlarına kendilerini iyi hissettirir ve onları motive eder. Bu şekilde, çalışanlar daha az hastalık izni almaya çalışır ve müşteriyi memnun etmek için ellerinden geleni yaparlar.

    1. Geri Bildirimi ve Desteği Eksik Etmezler

    İyi patronlar, çalışanların geri bildirim isteğine karşı duyarlıdırlar. Çalışanların yüzde 72’si geri bildirim almanın daha verimli çalışmalarını sağladığını düşünmektedir. Ayrıca, patronlarının kendilerine danışmanlık yapmasını ve işi öğretmesini beklemektedirler. İyi patronlar, olumlu geri bildirimlerin şirket için olumsuzlardan beş kat daha yararlı olduğunu bilirler ve çalışanların ihtiyaç duyduğu bu geri bildirimleri asla eksik etmezler.

    1. Ödüllendirirler

    İyi patronlar, yapılan kaliteli işin farkında olmanın ve ödüllendirmenin herkes için motivasyon sağlayacağını bilirler. Çalışanların %83’ü, emeklerinin bu şekilde hakkının verilmesinin, para ödülünden daha değerli olduğunu düşünmektedir. İyi patronlar, çalışanlarının başarılarını takdir eder ve onları ödüllendirirler. Bu, çalışanların işlerinde daha mutlu ve daha motive olmalarına yardımcı olur.

    1. Hedef Belirlerler ve Liderlik Ederler

    İyi patronlar, yöneticilik işini iyi yaparlar. Çalışanlardan açık hedefler, somut adımlar ve ilerleme raporları istediklerinde bu ekibi motive ederler. İyi bir patron, ekibini yönlendirmek için hedef belirler ve liderlik eder. Bu, çalışanların işlerinde daha huzurlu hissetmelerine ve daha verimli olmalarına yardımcı olur.

    İyi bir patron sahip olduğu özelliklerle çalışanların motivasyonunu ve iş sonuçlarını artırabilir. İyi bir patron, ekibini yönlendiren bir liderdir. İşyerinde verimliliği artırmak için çalışanlarına ilham verir, geri bildirimleri eksik etmez, çalışanlarını ödüllendirir ve hedef belirleyip liderlik eder. Tüm bu özellikler, iyi bir patronun sahip olması gereken niteliklerdir ve işyerinde mutlu bir çalışma ortamı yaratır.

  • İdeal İş Pozisyonlarını Keşfedin

    İş mülakatları, işe alım sürecinin çalışanlar için en stresli kısmını oluşturur. Mülakatlar sırasında ne renk kıyafet giymek gerektiğinden tutun da, nasıl el sıkılması gerektiği ve konuşurken hangi ifadelerin kullanılması gerektiğine kadar her bir ayrıntı önemli olabilir.

    Peki, her şirkette işe alım süreci aynı mıdır? Büyük bir insan kaynakları departmanına sahip, global ölçekli kurumsal bir şirketle, birkaç kişiden oluşan bir kadroya sahip girişimde işe alım süreçleri farklılık gösterir.

    Eğer siz de küçük ölçekli bir şirkette çalışmayı düşünüyorsanız, işe alınmanızda size yardımcı olacak.

    1. İş bitirici ve hedef odaklı olmak

    Küçük ölçekli şirketlerle büyük kurumsal şirketlerin ihtiyaç duyduğu çalışan türü farklılık gösterebilir. Küçük ölçekli şirketler henüz gelişme aşamasında olan, ileriye dönük hedeflere ve büyümeye odaklanmış şirketlerdir. Bu yüzden öz geçmişinizde iş bitirici, hedef odaklı ve inisiyatif kullanabilen bir karakter yapınızın olduğunu belirtmeniz, onlarca öz geçmiş arasından öne çıkmanızı sağlayabilir.

    2. Sade bir öz geçmiş

    Küçük ölçekli bir şirket için öz geçmiş hazırlarken, tasarımın aşırı gösterişli, fazla iddialı, süslü ya da aşırı renkli olmamasına özen göstermeniz faydalı olabilir.

    3. Kimle muhatap olduğunuzu bilmek

    Küçük ölçekli bir şirkete öz geçmişinizi yollarken, CV’inizin insan kaynakları departmanında çalışan biri tarafından değil, muhtemelen şirketin kurucusu ve gelecekti patronunuz olan şahıs tarafından okunacağını hesaba katmalısınız. Bu nedenle ön yazınızda özgeçmişinizi yolladığınız kişinin doğrudan adını belirtmeniz iyi bir başlangıç olabilir. Aynı durum iş görüşmeleri sırasında da geçerli olduğu için, mülakatınızı gerçekleştirecek kişi, şirket çalışanları ve şirketin misyonu hakkında önceden bilgi sahibi olmanız şansınızı artırabilir.

    4. İşe başvuru sebebini doğru belirtmek

    Küçük ölçekli şirketlerde çalışan bağlılığı önemlidir ve şirket çalışanla arasında duygusal bir bağ olmasını bekleyebilir. Bu yüzden işe başvuru sebebinizi nasıl ifade ettiğiniz önemli. Bu nedenle sadece işe ihtiyacınız olduğu için değil, özellikle ilgili şirkette çalışmak istediğiniz için bu işe başvurduğunuzu belirtmenizde fayda var.

    5. Sağlayacağınız katkıyı ortaya koymak

    Küçük ölçekli bir şirkette çalışmayı düşünüyorsanız unvanlara çok odaklanmamanız gerektiğini de bilmelisiniz. Bu şirketlerde çalışanlar, unvanları ne olursa olsun, birbirinden farklı birçok konuda sorumluluk alırlar. Bu nedenle, mülakat sırasında sahip olacağınız ya da istediğiniz unvana değil, ilgili şirkete yapacağınız katkıya odaklanmanız önemli olabilir.

    6. Sosyal medya paylaşımları

    Başvurduğunuz iş ya da şirketin çalıştığı alanla ilgili uygulamalar, hizmetler ya da ürünler ile ilgili sosyal medya hesaplarınızda paylaşımlarda bulunmanız işe alım sırasında sosyal ağlarda sizi inceleyen firma yetkilisini etkileyebilir.

    7. Şirket ürünlerinin kullanıcısı olmak

    Şirket ürünlerinin ya da hizmetlerinin kullanıcısı olarak, hem şirketin ürünleri hakkında ilk elden bilgi ve deneyim sahibi olmuş olursunuz hem de o şirketin ürün ya da hizmetlerini ne kadar sevdiğinizi de göstermiş olursunuz. Böylece, ilgili şirkette çalışmayı ne kadar çok istediğiniz konusunda gelecekteki patronlarınıza inandırıcı bir ön bilgi vermiş olursunuz.

    8. Geri bildirim

    Küçük ölçekli bir şirkette her türlü ilişkinin daha sıcak, samimi ve kişisel olacağını unutmamalısınız. Bu nedenle, mülakat sonrasında gelecekti patronlarınıza teşekkür ettiğiniz, şirket ve pozisyon hakkında olumlu bir algı edindiğinize dair geri bildirimde bulunduğunuz bir e-posta göndermeniz fayda sağlayabilir.

  • Düzenli İnsanlarda Bulunmayan 5 Özellik

    Uluslararası çalışan insanlar, farklı zaman dilimleri, sık seyahatler ve değişik alışkanlıklarla başa çıkmak zorundadırlar. Zorlukların üstesinden gelmenin anahtarı genellikle düzenli ve organize olmaktan geçer.

    Düzenli İnsanların Yaşam Tarzları

    Melissa Lamson, Lamson Danışmanlık şirketinin CEO’su, küresel zorlukları nasıl aştığını paylaşıyor. Paylaşımları arasında, aşırı düzenli olan insanların sahip olmadığı alışkanlıkları da ortaya koyuyor.

    1- Bütün gün pijama veya çok rahat kıyafetler giymezler

    Dünyanın herhangi bir yerindeki bir müşteriyle yapılacak bir Skype görüşmesi için bile olsa, organize insanlar günlerine aynı düzenle başlarlar. İyi bir kahvaltı, duş ve giyinmek. Böylece, evde veya dışarıda olmalarına bakılmaksızın her zaman gelecekteki görevlere (işler, görüşmeler vs.) hazır olabilirler. Bu basit alışkanlıklar, onları gün boyunca etkili bir şekilde hazırlar.

    2- Hafızalarına pek güvenmezler

    Kalem-kağıt gibi nostaljik araçlar, bir şeyleri hatırlamak için en etkili yöntemlerden biridir. Evet, eğer düzenli bir insansanız, bir şeyleri hatırlamak için sadece hafızanıza güvenemezsiniz. Bu nedenle, defter veya telefon, not almanız gereken bilgileri kaydetmek için vazgeçilmez araçlardır.

    düzenli insanlar

    3- Ertelemezler

    Eğer düzenli biri olmak istiyorsanız, maalesef bir şeyleri ertelemek gibi bir lüksünüz olamaz. Erteleme, sadece karmaşaya neden olur ve ilerlemenizi engeller. Bir görevi tamamlamak için ne kadar beklerseniz, o kadar zor ve baskı altında hissedersiniz. İşleri en hızlı şekilde tamamlama memnuniyeti, diğer görevlere hemen geçtiğiniz yerde başlar. Deneyin, memnun kalacaksınız.

    4- Mükemmeliyetçi değiller

    Aşırı düzenli insanlar dışarıdan genellikle mükemmeliyetçi gibi görünseler de, gerçek durum çok farklıdır. Onlar mükemmeliyetçi değiller, sadece ellerindeki işi iyi bir şekilde yapacak kadar zamanları vardır ve bu zamanı etkili bir şekilde kullanırlar. Mükemmeliyetçi olmak, hiçbir şeyi tamamlayamamak demektir. Bu nedenle, “yeterince iyi” sizi tatmin etmeli ve elinizden gelenin en iyisini yaparken diğer işler için yardım istemeyi unutmamalısınız.

    5- Üzerlerine çok fazla iş almazlar

    Aşırı düzenli insanlar, iş yükünü azaltma yeteneğine sahiptir. Bu yeteneklerinin en büyük avantajlarından biri de çok fazla iş almamalarıdır. Eğer gerçekten kapasitenizi biliyor ve her şeyi düzenli bir şekilde planlıyorsanız, yapamayacağınız işleri başkalarına devredebilirsiniz. Bu şekilde, hem yaptığınız işler sorunsuz olur hem de diğer görevler tamamlanır. İşler zaten birikmişse, en önemlilerden başlayarak sıralayın, delege edebileceklerinizi başkalarına devredin ve sonra sırayla işlerinizi tamamlayın. Çoğumuzun alışkın olduğu şeyleri organize olan insanlar birer alışkanlık haline getirerek düzenli ve başarılı olabilirler.