Yazar: mehmetabaci

  • KOBİ’ler için Star Wars’tan 10 Önemli İş Dersi

    Umduğumuz gibi yeni Star Wars filmi, Star Wars 7 Güç Uyanıyor çok fazla ilgi gördü ve beğenildi. Yaklaşık 40 yıllık film serisinin multi-milyarlık bir işe dönüştüğünü görüyoruz. O yüzden küçük işletme sahiplerinin de bundan ders alabileceğini düşünüyoruz. Aşağıda sizler için çıkarılabilecek bu derslerden 10 tanesini paylaşacağım.

    Mükemmel bir fikriniz olsun

    George Lucas, içerisinde şövalyelerin, korkunç savaş lordlarının ve prenslerinin ve daha bir çok ortaçağ temasının bulunduğu fütüristtik bir dünya yarattı. Star Wars, yaklaşık 40 yıl boyunca eskimeyen renkli karakterler içeriyor.

    Teknolojiyi benimseyin

    Orijinal Star Wars filminde bile görsel efektler o dönemde çığır açmıştı. O filmden sonraki tüm serilerde bu gelenek devam etti. Star Wars’ta kullanılan görsel efektler o dönemin en yüksek teknolojisini kullanıyor.

    İşi uzmanından öğrenin

    Filmi izleyenler bilir Luke Skywalker; Güç’ün yollarını Obi-Wan Kenobi ve Yoda ustalarından öğrendi. Girişimciler de başarılı olabilmek için daha yaşlı ve bilgili mentorlar bulup onlara liderlik etmesini istemelidir.

    Aile şirketlerinde babalar ve çocuklar çatışabilir

    Original Star Wars filmlerinde sürekli olarak Luke Skywalker ve babası Darth Vader çatıştı. Sonuçta hiç bir zaman aynı fikirde olmadılar. Aile şirketi üyeleri birbiriyle uyuşmadığı sürece kaçınılmaz kötü son da sürpriz olmayacaktır.

    Yeni dünyalara yayılın

    Diğer ülkelerden gelen insanların veya şirketlerin yeni pazarlara açıldığını görmüşsünüzdür. Yeni Star Wars filmi Amerika pazarından büyük gelir elde etti ama bunun daha büyüğünü de dünya çapındaki film pazarından elde etti.

    Zorlu rakiplere karşı savaşın

    Star Wars isyancıları zorlu düşman Darth Vader’dan hiç korkmadı. Küçük işletme sahipleri de istatistiklerin kendi aleyhlerine olduğunu düşünebilir. Girişimciler kendi gücüne inanarak en zorlu rakibini bile yenebilir.

    Elemanlarınızı eğitin

    Küçük işletmeler çalışanlarına yatırım yapıp onları eğiterek, rakiplere karşı savaşa hazır hale getirmelidir. Burda da Star Wars’tan bir örnekle devam edelim: film yapımcıları Harrison Ford’u Han Solo rolünü canlandırması için ikna etti. Bunun karşılığında Harrison Ford gişe gelirlerinin belli bir yüzdeliğinin sahibi oldu.

    Pazarlama ve Reklam başarı için dikkat etmeniz gereken kritik noktalarıdır

    Star Wars filminin fragmanı aylar öncesinden sunuldu. Daha sonra oyuncaklar, tişörtler ve legolar piyasaya sunuldu. Haftalarca reklam gösterimleri yapıldı. Filmi şimdiye kadar en çok izlenen film yapmak için Harrison Ford ve diğer anahtar oyuncular şimdi röportajlar yapıyor, sosyal medyada insaları filmi izlemeye yönlendiriyor.

    Yeterli miktarda finansmanı güvence altına alın

    Söylenenlere göre Güç Uyanıyor filminin yapım ücreti 200 milyon dolar ve bu miktar reklam giderlerini içermiyor. Film gösterime girmeden 100 milyon dolarlık bilet önceden alındı. İlk hafta sonunda ise 238 milyon dolarlık geliri geçti. Geri kalan zamanlarda gelecek parayı tahmin etmekte çok olmasa gerek. 200 milyon dolarlık bir yatırım yapmak bizlere çok büyük bir risk gibi gelebilir ama geri dönüş rakamlarına bakınca çok karlı olduğunu söyleyebiliriz. Küçük işletme sahipleri de para kazanmak için para harcamaktan korkmamalı.

    Devamı için hazır olun

    Her Star Wars filminden sonra insanlar bir sonrakini beklemeye başladı. Her zaman da daha iyisini yaptılar. Sizler de hiç bir zaman yaptığınızın son olacağını düşünmeyin. Ne kadar büyük bir iş yaparsanız yapın sonrakinin daha büyük olması gerektiğini düşünün.

  • Severek Yapılan İşten Nasıl Milyarlar Kazanılır

    Zara’nın sahibi Amancio Ortega, hayallerinin peşinden koşarak 70 milyardan dolardan fazla bir servete sahip oldu.

    Eğer bir girişimciyseniz size yardımı dokunmaz ancak yaratıcı ve motivasyon sahibi kişiler şansızlıkların üstesinden gelerek inanılmaz bir başarı sağlarlar. Richard Branson disleksi ile mücadele etti. George Solos Nazilerin Budapeşte kuşatmasından kurtulmayı başardı. Andrew Carnegie, Sam Walton ve Amancio Ortega yoksullukla mücadele etti.

    Eğer Amancio Ortega ismi size bir şey çağrıştırmıyorsa utanmanıza gerek yok. 70 milyar dolarlık servetiyle Avrupa’nın en zengini (dünyada 4. sırada) olmasına rağmen kendin inanılmaz derece toplumdan uzak tutmayı seçiyor. Aslına bakarsanız, 1999’dan beri onun resmini çekebilen yok.

    Kendisini tanımıyorsanız bile muhtemelen kurduğu giyim mağazası olan Zara’yı biliyorsunuzdur. Nasıl bir hayalin peşinden koşmak Amancio Ortega’yı fakirlikten 70 milyar dolardan fazla bir servete ulaştırdı?

    Fakirlikten-Zenginliğe Uzanan Hayat Hikayesi

    Ortega’yı milyarlar sahibi yapan Zara’nın moda endüstrisinde nasıl baskın olmayı başardığını anlamak için öncelikle Ortega’nın mütevazi başlayan çocukluk dönemine anlamak gerekiyor.

    Avrupa’daki servet sahibi kişilerin aksine Amancio Ortega fakir bir şekilde hayata başladı. Bir gün annesi ile birlikte okuldan çıkmış evlerine dönerken bir mağazaya uğradılar. Annesi mağazanın kendisine kredi açması için (veresiye yazması için) ricacı oldu fakat aldığı cevap olumsuzdu bu da akşam yemeğinin olamayacağı anlamına geliyordu. Bunu duyan Amancio Ortega kendisini çok aşağılanmış hissetti ve bir daha asla okula gitmemeye karar verdi. Bu zorlu kararı verdiğinde daha 13-14 yaşındaydı. Bir iş yerinde getir götür işini yapmaya başladı ve bir daha asla geriye bakmadı. Bu onun için bir dönüm noktasıydı ve bu andan itibaren kendisini alıp götüren bir yaşam başladı.

    Amancio 40 yaşındayken (1975), İspanya’nın La Coruna kentinin merkezinde Zara markasını kuruyor. Daha sonra Zara, Inditex Grup adında bir aile markasının çatısı altına giriyor ve İspanyanın dışında ilk mağazasını Portekiz’de açıyor. Zara günümüzde 2.000’den fazla mağazası ile 88 ülkede bulunmaktadır.

    Zara’yı uluslar arası bir marka haline getiren nedir? Bu tamamen kurcusundan ve onun etnik vizyonundan kaynaklanılıyor. 

    Müşteri ne isterse onu ver ve herkesten hızlı ol

    Amancio Ortega on yıllardır muhtelif Avrupa markaları tarafından geliştirilmiş olan iş modelini yeniden tanımlayarak o ana kadar yapılmadığı şekilde hızlı bir iş döngüsü modeli uyguladı. Kendisinin iki temel kuralı mevcut:

    1. Müşteri neyi istiyorsa onu yap
    2. Müşteriye istediği ürünü tüm rakiplerden daha hızlı şekilde ulaştır.

    Bu iki temel kural şirketi bir ikon haline getirdi. Şu anda hız odaklı bu iş modeli ile yalnızca çok az sayıda şirket rekabet edebilmekte ve Zara neredeyse kendi kendisi ile rekabet eder konumda.

    Başlangıçta da günümüzde de hıza önem vermiş. Zara, mağazaları stoklarını haftada iki kez yenilemekte. Siparişleri ise 48 saatte teslim almakta. Ortega 48 saat kuralını 1970’lerde hayata geçirmiş ve buda kendisini ilk mağazasını La Coruna’da açmak durumunda bırakmış çünkü Barcelona’da ki tekstil firmalarında buraya nakliye daha kolay ve düzenli servis veren lojistik firmaları mevcutmuş.

    Kalite sunar

    Moda markası olan Zara’nın çekiciliğinin sırrı her ne kadar ucuz gözükse de aldığımız ürünlerin ucuz hissi vermiyor olmasından kaynaklanıyor. Mağaza içinde kendinizi podyum stillerini denerken bulursunuz. Mağaza tanıtımlarına para harcamak yerine kaliteli ürünler sunarak müşterilerin kendi aralarında bunu reklam yapmasını sağlayarak kendi müşterilerinin yeni müşteriler getirmesini sağlıyor.

    Mütevazı olmak

    Amancio, mütevazı giysilerle her gün aynı kahve dükkanı gider ve bazen çalışanları ile öğle yemeğine çıkar. İşleyişten uzak durmak yerine tasarımcılarının ve imalatçılarla halen görüşmeler halende ve işleri bizzat yerinde incelemeyi tercih ediyor. Fortune dergisinin anlattığına göre Manhattan’daki Zara mağazası açılışında müşterilerin yoğun ilgisi karşısında duygulanan Amancio kendini mağazanın deposuna kapatıp ağlamaya başlıyor.

    Tüm başarılarına rağmen Ortega mütevazi kalmış ve inşa ettiği marka moda imparatoluğuna dönüştüğünde de tevazu göstermeye devam etmiştir.

    Ne seviyorsan onu yap

    Ortega her zaman bir moda tutkunu olmuştur. Zara markasını yaratma sebebi de bu tutkusunun göstergesidir. Bu tutkusundan dolayı hiç ofisi olmadı o her zaman masada oturup tasarım yapmayı ve kumaşlara dokunmayı tercih etti.  Tüm bunları yapıyor çünkü yaptığı işe gerçekten aşık biri.

    Bir girişimci gözünden baktığımızda Amancio Ortega’nın 35 yaşındayken fakirlikten böylesine büyük bir servete ulaşabilmesini anlamak kolaydır. Aslında o çok daha fazlasını hak ediyor. Her zaman önceliği müşterileri olmuştur, rakiplerini geçmeyi başardı ve tüm bunlara rağmen alçak gönüllüğünü korudu ve yıllar geçtikçe moda tutkusundan ve işine olan sevgisinden bir şey kaybetmedi.

  • İşten Kovulduk, Peki Şimdi Ne Olacak?

    İş hayatında her ne kadar istemediğimiz bir durum olsa da, maalesef işten kovulma durumları sıkça karşılaştığımız bir gerçeklik. Ancak, kariyer koçu Scott Uhrig’a göre bu deneyim kariyerimizi alt üst etmekle sonuçlanmak zorunda değil.

    İşten kovulduktan sonra profesyonel hayatımızın rayında kalması için izleyebileceğimiz adımlar:

    Çok geç olmadıysa, size bir şans daha verilip verilemeyeceğini sormayı deneyin.

    Uhrig, birçok ofis ortamında çalışanların birbirinin işinin bile ne olduğunu bilmediğinden bahsediyor. Bazen iş tanımınızı listeleyip patronunuza götürerek yaşanmış olabilecek bir yanlış anlaşılmanın önüne geçebilirsiniz.

    İşten ayrılır ayrılmaz işsizlik maaşına başvurun.

    Birçoğumuzun bu seçeneğin varlığından bile haberinin olmadığı bir gerçek. Durumunuzun işsizlik sigortası koşullarına uyup uymadığını araştırmanın size bir zararı olmayacaktır.

    İmkanınız el veriyorsa, kendinize biraz zaman tanıyın.

    Uhrig, hemen tekrar iş başı yapmanın ve onlarca başvuruya balıklama dalmanın aklımızı çelebileceğinin farkında. Fakat rahatlıkla duygusal travma olarak nitelendirilebilecek böylesi bir olay için kendinize biraz zaman tanımanızın iyi olabileceğini hatırlatıyor.

    Neden kovulduğunuzu anlayın.

    Yeni bir işe başlamaya kalkmadan önce atılacak önemli adımlardan birisi mutlaka işten çıkarılmanızın sebebini öğrenmek. Bazen sizden tamamen bağımsız sebeplerle kovulmuş olabilirsiniz ve durum bu olmadığında bile hatalarınızı bilmek sizin için faydalı olacaktır.

    Güçlü yanlarınızı öğrenin.

    Uhrig, arkadaş çevremize ve eski iş arkadaşlarımıza bu konuda danışmamızı öneriyor. Onlardan sizin, en güçlü olduğunuzu düşündükleri alanları sıralamalarını isteyin. Ortaya çıkan sonucu yeni iş başvurularınızda da kullanabilirsiniz.

    Herhangi bir iş aramayın,doğru işi arayın.

    Her yere başvuru yapmak kısa sürede iş bulmanızı sağlayabilir, fakat Uhrig bunun uzun vadede iyi sonuç vermediğinden bahsediyor. Yetenekli olduğunuz alanları öğrenerek, sadece bu alanlara odaklanmak ve iş aramak daha verimli olabilir. Kendinize uygun iş ilanlarını araştırırken, şirketleri ve pozisyonları araştırmak ve uygun bir işe başvurmadan önce kendinizi şirketin kültürüne ve çalışma koşullarına uygunluğunuza göre değerlendirmek önemlidir.

    Yeni bir kariyer yolu arayın.

    İşten kovulduktan sonra, yeni bir kariyer yoluna yönelmek isteyebilirsiniz. Kendinizi yeniden eğitmek ve yeni bir sektöre geçmek için fırsatlar arayın. Birçok üniversite ve online platform, yeni beceriler kazanmak için kurslar sunmaktadır. Bu kursları tamamlayarak, iş arama sürecinizde avantaj sağlayabilirsiniz.

    Kendinize inanın ve pozitif kalın.

    İşten kovulmak, özgüven kaybına neden olabilir ve yeni bir iş bulmakta zorlanabilirsiniz. Ancak, Uhrig’a göre pozitif düşünmek ve kendine inanmak, yeni bir iş bulma sürecinde size yardımcı olabilir. İş arama sürecinde, olumlu düşünmeye devam ederek motivasyonunuzu yüksek tutun ve kendinize güvenin.

    İşten kovulma her ne kadar zor bir süreç olsa da, doğru adımlar atarak profesyonel hayatınızı yeniden rayına sokabilirsiniz. Kendinize zaman tanıyın, neden kovulduğunuzu anlayın, güçlü yanlarınızı öğrenin ve kendinize uygun iş ilanları arayarak yeni bir kariyer yolu oluşturabilirsiniz. Pozitif kalın ve kendinize inanarak, iş arama sürecinde motivasyonunuzu yüksek tutun.

  • “Sizi Neden İşe Almalıyız?” Sorusuna Verilmesi Gereken Etkili Cevap

    İş görüşmelerinde sık sık sorulan “Sizi neden işe almalıyız?” sorusu, adayların kendilerini en iyi şekilde tanıtmaları için önemli bir fırsat sunar. Bu soruya verilecek etkili cevaplar, adayın kendisini işverene en iyi şekilde tanıtmasına ve işi almasına yardımcı olabilir.

    İşte, “Sizi neden işe almalıyız?” sorusuna verilmesi gereken 7 etkili cevap:

    1. Yeteneklerim: Kendi yeteneklerinizi işverene tanıtın. Hangi becerilerinizle öne çıkıyorsunuz? Hangi alanda uzmanlaştınız? İşverenin ihtiyacı olan yetenekler nelerdir? Kendi yeteneklerinizi ve işverenin ihtiyacını örtüştüren bir cevap verebilirseniz, işe alınma şansınız artacaktır.
    2. İşe İlgim: İlgili olduğunuz bir iş alanına başvurduysanız, işe neden ilgi duyduğunuzu açıklayın. İlgili olduğunuz konuları, işverenin beklentileriyle bağdaştırmaya çalışın. Bu şekilde, işverenin size uygun bir aday olduğunuzu görmesini sağlayabilirsiniz.
    3. Deneyimlerim: Daha önceki iş deneyimlerinizi işverene anlatarak, hangi alanlarda tecrübeli olduğunuzu ve neler öğrendiğinizi gösterin. Geçmişteki iş tecrübelerinizle, yeni işinizde işverene nasıl katkı sağlayabileceğinizi gösterebilirsiniz.
    4. Kişisel Özelliklerim: İşe alınacak kişinin, işverenin aradığı kişilik özelliklerine sahip olması önemlidir. Bu nedenle, işverenin aradığı kişilik özelliklerini araştırın ve kendinizin bu özelliklere sahip olduğunu gösterin.
    5. Başarılarım: Daha önceki işlerinizde elde ettiğiniz başarıları anlatın. Bu, işverene, neler başarabileceğinizi gösterir ve işe uygun bir aday olduğunuzu kanıtlar.
    6. Motivasyonum: İşe alınacak kişinin motivasyonu, işverenin en çok aradığı özelliklerden biridir. Kendinizi neden motive hissettiğinizi ve bu işte neler yapabileceğinizi açıklayın. İşverenin, sizin işe ne kadar motive olduğunuzu görmesi, işe alınma şansınızı artırabilir.
    7. Takım çalışmasına uygunum: Son olarak, işverenler takım çalışmasına uygun çalışanları ararlar. Takım çalışması, işyerinde verimliliği ve iş tatminini artıran önemli bir faktördür. Bu nedenle, “sizi neden işe almalıyız?” sorusuna cevap verirken, takım çalışmasına uygun bir kişi olduğunuzu belirten örnekler verebilirsiniz. Ayrıca, işverene bir ekibin bir parçası olarak çalışmaktan keyif aldığınızı da belirtebilirsiniz.

    Yukarıdaki cevaplar, işverenlere kendinizi ve becerilerinizi tanıtmak için kullanabileceğiniz etkili yolları içerir. Bunları kullanarak, “sizi neden işe almalıyız?” sorusuna hazırlıklı bir şekilde cevap verebilir ve iş başvurunuzda başarılı olma şansınızı artırabilirsiniz.

  • Müşteri Sadakatini Artırmak İçin 7 Basit Yöntem

    Yüzme kıyafetleri satan bir şirket, geçen sene kendilerinden alışveriş yapan müşterilerine otomatik mesajla teşekkür etmişti. Sonrasında ne mi oldu dersiniz? Binlerce cevap alındı.

    Müşteriler, gönderilen otomatik mesaja dönüş sağlayıp, teşekkür etmiş. Böylece şirket daha da ileriye giderek küçük bir müşteri grubuna el yazısıyla yazılmış notlar göndermeyi denemiş. Sonuçlar şaşırtıcı ve mutluluk vericiydi.  Kart gönderilerin müşterilerin yarısından fazlası aynı yıl içerisinde markanın sitesini ziyaret edip satın alım gerçekleştirmiş.

    Size cevap veren müşteri kitleniz varsa iş hayatında başarıya ulaşmanız daha da kolay olmaktadır. Ama müşterileri elde tutmak göründüğü kadar kolay değildir. Bir uygulama ile müşterileri elde tutamazsınız. Çoğumuz telefonuna uygulamalar indirip hiç ziyaret bile etmemişizdir.

    Hedef kitlenizi ve kullanıcılarınızı daha iyi tanımak için yeni yollar bulabilirsiniz. Spotify, haftalık playlist olayını keşfetti mesela. Bu listelerden kendi beğendiklerinizden bir liste oluşturup kaydedebiliyorsunuz. Kullanıcıların %71’i bunu yapmış bile.

    Bikini şirketi ne yapmaya mı karar vermiş? Bütün müşterilerine el yazısı ile yazılmış notlar göndermeye başlamış.

    Müşterilerinize, unuttuklarını gösterin

    Müşterilerinize neden sizin hizmetinize ihtiyaç duyduklarını gösterin. Haber okuma uygulaması Flipboard sayesinde tüketicilerinize kendi markanızla ilgili yeni haberleri ulaştırabilirsiniz.

    Alışverişi eğlenceli kılın

    Bazı markalar, müşterileri alışverişi yaptıktan sonra onları çeşitli uygulamalara, oyunlara yönlendirerek aralarında daha sıkı bir bağ kuruyor. Bu oyunların sonunda kazanna kişilere ise indirimler ve ücretsiz alışverişler sağlıyor. Bu tarz uygulamalarla müşterilerin tekrar geri gelmesini sağlayacağınızdan emin olabilirsiniz.

    Bir cemiyet, camia oluşturun

    Tüketiciler veya kullanıcılarınızı bir arada tutmak ve sizlere tekrar dönmelerini sağlamak için onları bir araya getirmeyi denemelisiniz. Örneğin kilo vermelerini sağlayan bir ürün satıyorsunuz veya fitness salonlarınız var. Müşterilerinizi bir araya getiren görüşmeler ayarlayabilir ve burada kitlenizin ulaştığı başarıları birbirlerine anlatıp birbirlerini motive etmelerini sağlayabilirsiniz. Sizden ayrılmaları daha zor olacaktır.

    Düşünceli olun

    Şirketler, markalar, müşterilerine sürprizler yapmalı ve onları hoş tutmalıdır. Sosyal medya üzerinden aldığınız önerileri, yorumları ve eleştirileri göz önünde bulundurup ona yönelik adımlar atın. Ucuz hareketler sergilemeyin ve müşterilerinize değerli olduklarını hissettirin.

  • Zihinsel Tembelliği Durdurmanın ve Daha İyi Kararlar Vermenin 5 Yolu

    Beyninizi Güçlendirmek için Kolay Yöntemler

    İşte Kendinizi ve bakış açınızı sorgulamanızı sağlayacak 5 madde!

    1.İnançlarınızı sorgulayın. 

    Eğer fikirleri inanılabilir bulduğunuz için mantıklı ve doğru olarak kabul ediyorsanız, inançlarınız bilginin ötesine geçiyor demektir. Yani bir fikir konusunda bir inanca sahipseniz, onu pek de araştırmıyorsunuz. Güçlü ve meydan okunmayan inançlar, hedeflerinizi başarıp başarmamanız konusuna etkili olur. Örneğin, bir çok küçük işletmenin başarısız olacağına inanıyorsanız, kendi işletmenizi kurmayacaksınızdır. Eğer ürününüzü ödeme yapılmaya değer görmüyorsanız, hiçbir zaman onu satamazsınız. Ve eğer mesajınızın yeteri kadar güçlü ve önemli olduğuna inanmıyorsanız, onu asla paylaşmayacaksınız.

    Kendinize sorun: İnançlarınızı destekleyen gerçekler neler?

    2. Bakış açınızın aksini ispatlayacak gerçekleri arayın.

    Biz insanlar, haklı olmayı severiz. Ve haklı olma arzumuzu korumak için, fikrimizi destekleyecek kanıtlar ararız. Üstelik onlara ters düşen kanıtları görmezden geliriz. Yani sürekli kendi fikrinizi destekleyecek veriler ve kanıtlar ararken, gerçeği göz ardı edersiniz. Bu bir anlamda hile yapmak! Çünkü bu durumda, hatalıyken dahi yaptıklarınızın doğru olduğunu düşünüyorsunuz. Eğer yeni asistanınızın yetersiz olduğunu düşünüyorsanız yaptığı işte sürekli problemler ve hatalar ararsınız. Performans değerlendirme zamanı geldiğinde ise elinizdeki veriler, eksikliklerin upuzun bir listesi haline gelir. Bu şekilde de tabi ki  baştan sona haklı olduğunuzu düşünürsünüz. Oysa bakış açınızı çürütecek kanıtları toplamaya gönüllü olmak, sadece problemleri sezmenize yardımcı olmakla kalmaz aynı zamanda bakış açınızı da kuvvetlendirir.

    Kendinize sorun: bakış açınızı çürütmek için hangi kanıtları topladınız?

    3.Başarı ihtimalini tahmin edin.

    Herkes bir ya da bir kaç gerçekten uzak bilgiyi ezbere söyleyebilir ancak çok az insan istatistikleri tam anlamıyla kavrayabilir ve çok daha azı onları kullanarak karar verebilir. İzleyeceğiniz yolu, olayın gerçekleşebilme ihtimalini göz önünde bulundurmadan bir olaya dayandırdığınızda baz oranını ihmal etmiş olursunuz. Baz oranı, nüfusta bir olayın gerçekleşme sıklığıdır. Buna örnek olarak; boşanma oranlarını, suç oranlarını ve üniversite mezuniyeti oranlarını gösterebiliriz.

    Baz oranı ihmali ise göz alıcı görüşler eşliğinde sizi asıl amacınızdan saptırır ve istatistiksel olarak neyin mümkün olduğunu size unutturur. Eğer kendi işinizi kurmayı düşünüyorsanız fakat ondan önce MBA yapmak istiyorsanız; MBA yapan küçük işletme sahiplerinin yüzdesini bilmek size yardımcı olacaktır. Benzer bir şekilde eğer sizi milyoner yapacağını vaat eden bir programa kayıt olmayı düşünüyorsanız, bu oluşumun websitesinde yazan alıntıları okumak yerine daha derin bir araştırma yapmak faydalı olacaktır.

    Kendinize sorun: Daha neyi bilmeye ihtiyacım var?

    4. Yanılabileceğinizi göz önünde bulundurun.

    Geçen yıl Dünya Kupası’nı kimin alacağını biliyor muydunuz? Peki ya Oscar’ı hangi filmin kazanacağını? Ocak ayında hangi hisselerin düşüşe geçeceğini? Bu sorulardan herhangi birine “evet” diyorsanız, geri görüş önyargısına sahipsiniz demektir. Neler olacağını bildiğinizi iddia ediyorsunuz fakat bu iddiayı olay gerçekleştikten sonra dile getiriyorsunuz. Dahası, buna inanıyorsunuz.

    Geri görüş önyargısı oldukça karışık bir kavram. Öyle ki; yapılan bir araştırma insanların kendi tahminlerini ya da öngörülerini yanlış hatırladığını gösteriyor.

    Şimdi küçük bir oyun oynayalım: Google, Siri ya da Cortana’ya danışmadan söyleyin; Rahibe Teresa’nın kaç yaşında öldüğünü biliyor musunuz? Bir tahminde bulunun ve cevabı kendinize söyleyin. Eğer sizi şu andan tam bir ay sonrasında çağırsam, bir çoğunuz;biraz önce fısıldadığınız gerçek rakam yerine, öldüğü yaşa daha yakın bir rakamı telaffuz ettiğinizi söylerdiniz. Geri görüş önyargısının yarattığı en ciddi problem ise hatalarınızdan öğrenme konusunda başarısız olmanız. Bu huy sizin yaptığınız hataları unutturduğu için aslında anlaşılabilir bir durum.

    Kendinize sorun: Geçmişte hangi konularda yanıldınız?

    5.Bir duyguyu ne zaman takip edip ne zaman görmezden geleceğinizi öğrenin.

    Duygularınız olmadan iyi kararlar verebilir misiniz? Muhtemelen, fakat bazı durumlarda bu konuda daha fazla ve uzun süre çalışmak gerekiyor.  Duygular beynin karar veren bölümüne hızlı ve apaçık mesajlar gönderir bu da sırasıyla tüm bu bilgi ile ne yapacağınızı belirler. Duygu yüklü mesajlar çok yüksek sesli olduğunda, kararlarınızı etkiler. Bu da davranışlarınızın duygularınızdan etkilenmesine yol açar.

    O anki duygularınız, objektifliğinizi bozabilir ve bir durum ya da insan hakkındaki yargılarınızı etkileyebilir. Olumlu duygular kendinizi olduğunuzdan daha yetenekli görmenize, riskleri azımsamanıza, potansiyel kazançları abartmanıza ve önceliklerinizi değiştirmenize yol açabilir. Bizi iyi hissettiren şeyler daha önemli, gerekli ve değerli görülebilir. Bizi daha iyi hissettiren insanlar daha yardımsever ve özgün görünebilir. Madalyonun öteki yüzünde ise negatif duygular var. Negatif duygular, yeteneklerinizi azımsamanıza, riskleri gözünüzde büyütmenize, sonuçları abartmanıza ve önceliklerinizi görmezden görmenize yol açabilir. Bizi kötü hissettiren şeyleri önemsiz, gereksiz veya değersiz olarak görebiliriz.

    Kendinize sorun: Bu makale size kendinizi nasıl hissettirdi?

  • Cuma günlerinizi nasıl daha verimli geçirirsiniz?

    Son iş gününde haftadan yetişmeyip arta kalanlar, cevap verilmek üzere yığılan e-mailler derken zaten son nefeslerini veren enerjinizi idareli kullanmak ve bu cılız güçle günü verimli geçirmeye çabalamak oldukça zorlu bir mücadele olabilir.

    Hal böyle olunca cuma günleriniz için bazı özel yöntemler gerekli. Onlardan bazılarını sizlerle paylaşıyoruz:

    E-mailleri o gün göndermek yerine yalnızca yazın ve bırakın

    Cuma günleri bitkin hisseden çoğu zaman yalnızca siz olmazsınız. Önemli maillerinizi Cuma günleri attığınızda karşı tarafın da haftanın yorgunluğu nedeniyle o maili layıkıyla değerlendirememesi güçlü bir olasılıktır. Dolayısıyla cuma günlerini, maillerinizi yalnızca yazmak ve onları hafta başında atmak üzere kendinize bir not almak için kullanın.

    İş arkadaşlarınızla iletişimi artırın

    Çalışma anlamında verimin düştüğü bu günler, hafta boyunca yaşamış olabileceğiniz sıkışıklıktan kafanızı kaldırıp hatırlarını soramadığınız arkadaşlarınızla nitelikli iletişim kurabilmek için bulunmaz fırsattır.

    E-mail okumayı biraz erteleyin:

    Jeremy Goldman, zaten veriminizin düşük olacağı bu günde, en zinde olacağınız sabah saatlerini maillere bakarak harcamamanın mantıklı olmayacağını söylüyor. İlk iki saatinizde e-postaların arasında kaybolmak, internette gezinmek veya gereksizleri silmek yerine yapılacak daha önemli işler varsa onlara yoğunlaşmak gününüz için fark yaratabilir.

    Bir sonraki haftayı planlayın

    Var olan enerjinizi önemli projelere, ofisin bağlarını kuvvetlendirmeye sonra da e-mailler hakkında gerekenleri yapmaya harcadıktan sonra yavaşlayın ve bir sonraki haftaya yoğunlaşın. Sonraki hafta üst üste gelmek üzere olan toplantı varsa, değişen koşullara göre tekrar organize etmeniz gerekenler mevcutsa, bunların farkına cumadan varmak haftanın kurtarıcısı olacaktır.

    Gecenizi de güzel geçirmeyi unutmayın

    İşten sonra sevdiğiniz bir şey yaptığınızdan emin olun. Dışarı çıkmak, battaniyenin altında kitap okumak, iyi bir film izlemek ya da bazen yalnızca uyumak bile sizi kendinize getirebilir.

  • E-postada kullandığınız dil ne kadar önemlidir?

    Ortalama kabiliyetlere sahip bir insan, sadece 100 milisaniye içinde bireyin çekiciliği, sevimliliği, güvenilirliği, yetkinliği ve saldırganlığı üzerine varsayımlar oluşturur. Peki, sadece 100 ila 300 kelime kulanılan e-posta ile karşıda bulunan kişinin yüzünü görmeden, karakter analizi yapabilmek mümkün müdür?

    İş ve kişisel iletişimde önemli bir araçtır ve kullanılan dil çok önemlidir. Doğru tonu yakalamak, doğru mesajı iletmek ve açık bir şekilde iletişim kurmak için uygun dil kullanımı gereklidir. E-postalarda resmi bir dil kullanılıyorsa, yazım ve dilbilgisi kurallarına dikkat etmek daha da önemlidir. Eğer e-posta kişisel bir amaçla yazılıyorsa, daha samimi bir dil kullanılabilir.

    Her zaman uygun bir dil kullanarak, mesajın doğru anlaşılmasını sağlamak önemlidir.

    Ayrıca, e-postalar genellikle yazılı iletişimin bir türü olduğundan, mesajınızda ne dediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemlidir. Kaba veya saldırgan bir dil kullanmak, karşı tarafa olumsuz bir izlenim bırakabilir ve yanlış anlaşılmalara neden olabilir.

    Fractl ve BuzzStream, 18-64 yaş arası 1200 kişiye e-mail yazarken nasıl bir üslup kullandıklarını sormuş, işte sonuçları…

    • Katılımcıların yüzde 78’i, e-posta dilinin, yabancı kişilerle iletişim kurmakta etkin bir rol oynadığını düşünüyor.
    • İnsanların yüzde 88’i, e-postalarını, kendilerini daha zeki göstermek için tekrardan yazıyorlar.
    • Daha yaşlı insanlar, e-postalarında daha otantik bir hava sergilerken, gençler ise kendilerini daha eğitimli göstermeye çalışıyor.
    • İnsanların yüzde 60’ı e-postaların kısa ve öz olması gerektiğini düşünüyor.
    • İnsanların yüzde 60’ından fazlası, e-postalarda mizaha yer verilmesinde bir sakınca olduğunu düşünmüyor.
    • İnsanların yüzde 70’i aşırı noktalama işareti kullanılmasına karşı.
    • İnsanların yüzde 30’u e-postakarda, sosyal mecra linklerinin gönderilmesine karşı.

     

    Araştırmaya katılanların çoğunluğu, iş amaçlı e-postalarda resmi bir dil kullanmanın uygun olduğunu düşünüyor. Ancak, kişisel e-postalar için daha samimi bir dil kullanmanın daha doğru olduğu düşünülüyor.

    Katılımcıların büyük çoğunluğu (yüzde 70’ten fazlası), e-postalarda olumsuz bir ton kullanmaktan kaçınılması gerektiği konusunda hemfikir. Ayrıca, yüzde 62’si, e-postalarında net ve anlaşılır bir dil kullanmaya özen gösterdiklerini belirtti.

    Araştırma ayrıca, e-posta yazarken kullanılan emoji ve emojilerin sayısının da önemli olduğunu ortaya koydu. Katılımcıların yaklaşık yüzde 60’ı, iş amaçlı e-postalarda hiçbir emoji kullanmamayı tercih ettiklerini ifade etti. Kişisel e-postalarda ise, daha sık emoji kullanımı görüldü.

    Araştırma katılımcıları, e-postalarda doğru tonu yakalamak, açık ve anlaşılır bir dil kullanmak, olumsuz bir dil kullanmaktan kaçınmak ve emoji kullanımını dikkatli bir şekilde yapmak gerektiğini düşünüyor.

  • Elon Musk’ın sıradışı hayatında öne çıkan anlar

    Wired Science’a verdiği bir röportajda Elon Musk, kendisine sorulan “Bu kadar param olsaydı, biramı alır, sahile uzanıp gün batımını izlerdim. Bunu bir kariyer seçeneği olarak hiç düşünmediniz mi?” sorusuna, “Açıkçası bunun bayağı sıkıcı olduğunu düşünüyorum, benim için tam bir işkence olurdu.” diye cevap verir.

    Yorulmak nedir bilmeyen bir girişimci, SpaceX’in kurucusu, PayPal ve Tesla Motors’un kurucu ortağı Elon Musk’ın hayatındaki en önemli kararların neler olduğunu merak edenleri böyle alalım:

    Dünyanın Bir Ucundan Diğer Ucuna

    Elon Musk bir Güney Afrika kenti olan Pretoria’da büyüdü. Güney Afrika’da zorunlu askerlik hizmeti gerektiren yaşa gelmesi hayatında onun içi bir dönüm noktası olmuştur. Bir röportajında Musk şöyle der: “Aslında asker olmakla bir derdim yok. Ama Güney Afrika ordusunda asker olup siyahi insanları sindirmek ve baskılamak bana zamanımı geçirmek için pek de iyi bir yol gibi gelmedi.” Elon Musk, teknolojiye ve ticaretin merkezine daha yakın olacağı Kuzey Amerika’ya taşınır.

    Stanford Üniversitesi’nde Yükseklisansı Yarıda Bırakması

    Musk Amerika’da Pennsylvania Üniversitesi’nden çift-anadalla mezun olduktan sonra burada fizik yüksek lisansına başlar. Bu sıralar hayatta ne yapmak istediğiyle ilgili şüpheleri olduğu bilinen Musk, akademik hayatın kendisine göre olmadığını anladıktan sonra okulu dondurur. Bir daha da dönmez.

    Kurduğu İlk Şirket Zip2

    Bugün çoğumuz artık haberleri internetten takip ediyoruz. Bu baştan verili bir gerçek gibi. Halbuki unuttuğumuz bir şey var ki gazete ve dergilerin her zaman online haber siteleri yoktu. Musk ve iki arkadaşı 1995’te Zip2’yu kurarak gazeteleri internet ortamına rahatça aktaran bir yazılım sağladılar ve bu onları kısa sürede zengin etti.

    X.com’un Kuruluşu

    Devamı geldi. Zip2’nin hemen ardından, Musk’a göre oldukça hantal yapılar olan bankaların online bankacılık platformlarına alt yapı sağlayan X.com kuruldu.

    PayPal’ın Kurucularıyla Gücünü Birleştirmesi

    Elon Musk’ın 2000 yılında X.com’a rakip ürün olan Confinity’nin sahipleri Peter Thiel ve Max Levchin ile işbirliğine gitmesi, sonunda Confinity’nin 1999’da çıkardığı ürün olan PayPal’in Ebay tarafından $ 1.5 milyara satın alınmasını sağladı.

    SpaceX ile Uzay Yolculuğu

    Musk, hayatında üç önemli şeyin olduğunu söylüyordu: “Biri internet, biri temiz enerji ve sonuncusu da uzay.” Zamanı gelince Musk gerçekten de uzaya yöneldi. Amacı ise enteresandı: Marsa bir sera yerleştirmek. Uzun uğraşlar sonucunda Musk kendi kendini uzay bilimi konusunda eğitti, Rusya’dan en üstün malzemeleri edindi ve sonunda SpaceX, tarihte uzaya bir uzay gemisi gönderen ilk özel firma oldu.

    SolarCity’nin Kurulumuna Verdiği Destek

    Hedeflerinden üçüncüsüne Musk, güneş enerjisi işine de el atarak uzandı. Bu adımı $ 5 milyar dolar değerinde bir girişimle sonuçlandı.

    Tesla’nın başına geçmesi

    Musk ilk yıllarında ciddi yatırım yaptığı elektrikli ve yüksek verimli Tesla arabalarının 2008 yılında başına geçti. Bu konuyu zaten halihazırda bu kadar çok yatırım yaptıktan sonra “ellerinin direksiyonda olmasının mantıklı olabileceği” şeklinde özetlemiştir.

  • Steve Jobs’tan olmazsa olmaz 9 başucu kitabı

    iPad’i tanıtırken Steve Jobs’un kurduğu şu cümleyi belki bazılarınız hatırlarsınız: “Apple’ın iPad gibi ürünler ortaya çıkarabilmesinin bir sebebi var: Bizim her zaman teknolojiyle sosyal bilimlerin kesiştiği noktayı gözeten bakış açımız.”

    Apple’ın bu kadar benimsenebilmiş bir marka algısı yaratabilmesinin en önemli sebeplerinden biri tam da bu. Bir yandan teknolojinin zirve yaptığı bir ürün ortaya çıkarırken bir yandan da kullanıcı dostu ve eğlenceli bir “oyuncak” sunmak Jobs’un hâlihazırda bilinen vizyonlarından biriydi.

    Jobs’un bu hayat görüşünün yaşam boyu süren bir okumaya dayanıyor olabileceğini tahmin etmek zor olmaz. Steve Jobs’ a ilham veren kitaplardan, kendisi hakkında Walter Isaacson’ın yazdığı biyografiye dayanarak hazırlanan derleme sonucunda çıkanlar;

    Her Şey William Shakespeare’la Başlar: Kral Lear

    Biyografisinde de anlattığı üzere Jobs’un teknoloji ve bilim dışı konularda yaptığı okumalar onun lise yıllarının sonlarında zirve yapmıştır.

    “How to Think Like Steve Jobs” (Steve Jobs gibi Düşünmek) kitabının yazarı Daniel Smith’e göre “Kral Lear, bir kralın, imparatorluğunun dizginlerini kaybettiğinde olabilecekler hakkında oldukça parlak bir manzara çizer. Bunun ise gelecek vadeden her CEO için büyüleyici bir hikâye olması hiç şaşırtıcı değil.”

    Tartışmasız Bir Klasik Daha: Herman Melville’den ‘Moby Dick’

    Yine Jobs’un ergenlik yıllarında hayata bakışını renklendiren epik anlatılardan birisi de Amerikan klasiklerinden ‘Moby Dick’.

    Biyografisinde Isaacson, Jobs ile kitabın başkahramanı Kaptan Ahab ile etkileyici bir bağlantı kurar. Tıpkı Steve Jobs gibi, hayatta öğrendiklerinin çoğu sezgilerdense gerçek deneyimlere dayanan Kaptan Ahab şüphesiz edebiyattaki en inatçı ve kararlı karakterlerden biri.

    ‘Dylan Thomas’ın Şiirleri

    Jobs’un lise yıllarını renklendiren kitaplar yalnızca megaloman benzetmeler yapabileceğimiz kahramanlık hikâyelerinden oluşmuyor.

    Daniel Smith’e göre Dylan Thomas’ın şiirleri Jobs’u gerek mükemmele yakın ifadeleri, gerekse biçimde barındırdıkları yeni ve çarpıcı unsurlarla oldukça etkilemiştir.

    Kitaptaki “Do not go gentle” şiirinin ise Steve Jobs’un favorilerinden biri olduğu bilinir.

    Ram Dass, ‘Be Here Now’ (Şimdi Burada Ol)

    1972 yılının sonlarında Steve Jobs, sosyal bilimler ağırlıklı bir okul olan Reed Koleji’ne başlar. Jobs’un bolca LSD kullandığı ve bol bol ruhani kitap okuduğu yıllar bu zamanlar.

    Ram Daas’ın meditasyon ile ilgili kılavuz sayılan kitabı “Be Here Now” onu bu dönemde derinden etkilemiştir.

    Jobs’un kitap ile ilgili kendi yorumu da bu yönde: “Fazlasıyla çarpıcı bir kitap. Beni ve birçok arkadaşımı dönüştürdüğünü söyleyebilirim.”

    Frances Moore Lappe’nin ‘Diet for a Small Planet’ (Küçük Bir Gezegen İçin Diyet)

    Jobs’un Reed yıllarında okuduğu kitaplardan birisi de protein ağırlıklı vejetaryenlik ile ilgili bir kitap olup l3 milyon baskı satmış olan “Diet for a Small Planet”.

    Bu kitabı hiç çekinmeden onun için bir dönüm noktası olarak addedebiliriz.

    Isaacson’a hayatını anlatırken Jobs’un şöyle bir ifadesi geçer: “İşte tam da o zaman bir daha et yememeye yemin ettim.”

    Kitabın Jobs üzerindeki etkisi bununla kalmamış, bünyesini arıtma ve oruç tutma gibi kendisi için daha uç diyetlere de başvurmasında bu kitap etkili olmuştur.

    Arnold Ehret, ‘Mukussuz Şifa Diyeti’

    Arnold Ehret’in ‘Mukussuz Şifa Diyeti’ni de okuduktan sonra Jobs’un yeme alışkanlığının daha da maceralı ve takip etmesi eğlenceli bir hal aldığını söyleyebiliriz. Belki bazılarınız bilir, Arnold Ehret’in yöntemi, lafı hiç uzatmadan baklayı ağzımızdan çıkarırsak, sadece meyve yemeye dayanır.

    Jobs, Isaacson’la konuşmalarında bu diyete de balıklama daldığını söyler.

    Ehret’in çalışmalarıyla tanıştıktan sonra Jobs yeme alışkanlığı konusunda oldukça radikal yöntemler uygulamaya başlar. Haftalarca sadece havuç yemesiyle bilinir mesela. Öyle ki bu zamanlardan birinde cildi iyiden iyiye turuncu rengini almıştır.

    BusinessInsider tam da bu noktada okurlarını uyarıyor: Bunu evde denemeyin! Nitekim film çalışmaları sırasında Ashton Kutcher’ın denediği ve hastanelik olduğu biliniyor.

    ‘Bir Yogi’nin Otobiyografisi’, Paramahansa Yogananda

    Jobs lise yıllarında okumuş olduğu, bir yoga gurusu Yogananda’nın otobiyografisini hayatının ileriki yıllarında, Hindistan’da Himalayaların eteklerinde bir misafirhanede kaldığı bir zamanda tekrar okur.

    Jobs’un kendi açıklamasına bakalım:

    “Kaldığım yerde kitabın önceki gezginlerden birinin bıraktığı bir baskısı vardı. Dizanteri hastalığımı atlatmaya çalışırken yapacak başka pek bir şey olmadığından, köy köy dolaşarak bu kitabı defalarca okudum.”

    Jobs bundan sonra kitabı her yıl tekrar okumayı bir alışkanlık haline getirmiştir.

    Shunryu Suzuki, ‘Zen Zihni Başlangıç Zihnidir’

    Jobs Hindistan’dan döndükten sonra da meditasyona olan ilgisi devam eder. Bunda California’nın Zen Budizmi’nin Amerika’da ayak bastığı ilk yer olmasının etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Jobs burada Japon bir keşiş ve “Zen Zihni Başlangıç Zihnidir”in yazarı olan Shunryu Suzuki’nin derslerine katılma imkânı bulmuştur.

    Başka her şeyde olduğu gibi, Jobs bu konuya da kendini iyiden iyiye kaptırmıştır diyebiliriz. Hatta o dönemki en yakın arkadaşlarından Daniel Kottke, Jobs’un bu dönemini oldukça “çekilmez” olarak nitelendirir.

    Isaacson’a notlarında Jobs, zenin bu noktadan sonra hayatında büyük yer teşkil ettiğini, bu dönemde Eihei-ji manastırına girmek için Japonya’ya gitmeyi arzuladığını fakat ruhani danışmanının onu California’da kalmaya ikna ettiğini anlatır.

    Clayton M. Christensen’ın ‘Yenilikçinin İkilemi’

    Bilindiği üzere Apple’ın zaman zaman kendi kendinin sonunu getirmek gibi bir alışkanlığı var. iPhone çıktığında örneğin, bu ürün iPod’un birçok özelliğini bünyesinde barındırdığı için iPod bir anda tamamıyla devre dışı kalmıştı.

    Bu kitabın temel argümanlarından birisi de, şirketlerin zaman zaman kendi başarılarıyla mahvolduğu, teknoloji ve tüketici kitlesi değiştiğinde bile ürünlerinin ilk hallerine yapışıp kalmak uğruna büyük zarara uğradıkları.

    Jobs da bu anlamda yamyamlığının büyüme için gerekli olduğunu idrak etmiş ve bu tip bir akıbete Apple’ın da uğramaması için elinden geleni yapmıştır.