Blog

  • Evden Çalışmanın Avantaj ve Dezavantajları: Hangisi Sizin İçin Daha İyi?

    Bu başlığın altında “evet evden çalışmalısınız” ya da “hayır kesinlikle ofiste çalışmalısınız” gibi bir sonuç bekmeyin. Bunun cevabı tamamen kişinin kendi özel durumuyla ilgili. Ben sadece evde çalışmanın artılarını ve eksiklerini kendimce tanımlayacağım. Sorunun cevabını vermekte size kalacak. Eğer hala karar veremediyseniz de sizlere bir alternatif sunacağım.

    Artılar

    Öcelikle evinizin çalışmanıza uygun olup olmadığını inceleyin. Çalışırken dikkatinizi dağıtacak veya sizi düzensizliğe itecek etkenler varsa bunları atlatıp atlatamayacağınızı düşünün. Ev hayatında bir rutininiz varsa ve çok fazla sürprizle karşılaşmıyorsanız eviniz sizin için güzel bir çalışma alanı olabilir.

    Evinizde çalışmak ofis için ödeyeceğiniz miktarın cebinizde kalması demek olacak. Ayrıca evcil hayvan veya bakmakla yükümlü olduğunuz birileri varsa gözünüzün önünde olacak. Kısacası işin maddi boyutunda sizi baya rahatlatacak.

    Eksiler

    Evinizde çocukların olması dikkatinizin dağılmasına neden olacak. Bir de evde çalışmanın en büyük eksikliği size vereceği yalnızlık hissidir. Ofis ortamında çalışma arkadaşlarınız bir nebze de olsa yalnızlığını kapatacaktır.

    Müşterilerinizle görüşmeniz gereken noktalarda onlarla ofis yerine evde toplantı yapmanız halinde de profesyonellikten biraz ödün vermiş oluyorsunuz.

    Bir diğer eksi de çalışma zamanlarınız ile aile zamanlarınızı ayarlayamamak olacaktır.

    Asıl Sorulması Gereken Sorular

    Bir ofise neden ihtiyacım olsun?

    Artılar ve eksileri göz önüne aldığınızda hangisi kazanıyor?

    Eksiler çoğunlukta ise bunları çözebilir miyim? Örneğin; müşterilerinizle görüşmeniz gerektiğinde evde görüşmeniz eksidir. Bunu cafe veya restoran gibi bir yerde görüşerek kapatabilirsiniz. Ya da yalnızlık bir eksidir. Günün belli saatlerinde kalabalık bir ortamda bulunarak bu açığı da kapatabilirsiniz.

    Tabi bir de ofise vereceğim para gerçekten değecek mi?

    Alternatif

    Yukarıdaki açıklamaların sonucunda paramız var ise ofis ortamının daha mantıklı olduğunu görmüşüzdür. Aynı şekilde evimiz uygunsa evde çalışmanın da yararlı olabileceğini gördük. Ya hem paramız yok hem de evde çalışmayorsak. Son yıllarda Türkiye’de de sayıları artan ortak çalışma alanları (co-working space) tam da bu işe yarıyor. Maliyet açısından uygun ve ofis havası var. Ayrıca böyle ortamlarda kendi sosyal çevrenizi oluşturmanız da daha kolay olacaktır.

    Artılarınızı ve eksilerinizi tartmanıza yardımcı olmaya çalıştım, bir de alternatif bir yol paylaştım. Bundan sonraki karar sizin. Kendiniz için doğru olanı yapacağınızdan eminim.

    Sizin çalışma ortamınız neresi? Ev, ofis, co-working space? Yorum olarak bizimle paylaşmayı unutmayın.

  • Yaratıcı ve Etkileyici Kartvizitler: Kitaplar ile Yenilikçi Tasarımlar

    Dünyada kaç farklı kitap vardır diye sizde merak ettiyseniz söyleyeyim, 129,864,880 (Google Books Projesinde çalışan yazılım mühendisi Leonid Taycher’in paylaşımlarına göre) tane farklı kitap var.

    Her yıl yeni yayınlanan kitaplarla beraber kitap sayısı katlanarak büyüyor.

    Yapılan araştırmaya göre 2013 yılında Amerika’da kişisel yayıncılıkta 400.000’den fazla kitap yayınlaşmıştır bu rakam 2007 yılında yayınlanan kitap sayısından %400 daha fazladır. Başka ülkelerde yazılmış kitapların basımı 2013 yılına göre 300.000’den fazla artmıştır. Yeni kitapların yayınlanması her geçen sene artış gösteriyorken yapılan aynı araştırmaya göre 2007 yılında 400.000 kitap yayınlaşmışken bu yaklaşık olarak yılda 700.000 kitabın yayınlanması bekleniyor.

    Yayınlanan kitapların bu kadar çok artmasını sebebi kişisel yayıncılığın kolaylaşması ve düşük maliyettir.

    Kişisel yayıncılık daha kolay ve daha etkili olmaya başladı. Eskiden bir yayını yayınlamak için kitabın düzenlenmesi, kapak tasarımı gibi birçok şeye yazarlar ücret öderken kişisel yayıncılık servisleri için artık çok basit bir şekilde google araması ile bazılarının $1000’dan bile az olduğu birçok servis seçeneği ve ürünü görmeniz mümkün.

    Kendi kitabınızı yazmak ve teşviğinde kitabınızın taslağının tam işleyişini nasıl yapacağınıza dair bilgileri içeren blog yayınlarından ve birçok farklı kaynaktan faydalanabilirsiniz.  Herkesin bir kitap yazabilmesi için zengin içerikli ve stratejileri ile kitabınızı yazmanızda size rehberlik edecek birçok veriye ulaşmanız mümkün. Kitabınızla ilgili stratejiler için dilerseniz Quora ve Reddit gibi platformlardan da faydalanabilirsiniz.

    Kitabınızın yüksek kalitede bir pazarlama ve potansiyel bir kazanç elde etme aracı olması buna ek olarak yeni müşteriler getirmesi, konuşan bir şey olması ve danışmanlık işleri ile birlikte size şu faydaları sağlar:

    Uzmanlığınızı kabul ettirebilir

    Muhtemelen kitabınızın konusunda zaten uzmanlaşmışsınızdır. Bu yüzden birçok gerçek bilgi içeriyordur. Kitap kendi alanında uzmanlığını kabul ettirmeli ve fark edilebilir değişkenler içermelidir. Bu kartvizitinizden çok daha etkilidir.

    Sizi ayrı kılabilir

    Bir kitap sizi, sizinle aynı çerçeve yaşayanlardan ayrı kılabilir. Uzmanlık alanınızda her yazar yayınlarını yayınlayamaz sizinle paylaşır ve bu sizin farklılaşmanızı sağlar. Herkesin yazdığı alanda değil kendi özel alanınızda iyi olmanız önemli bir nokta.

    Size birçok kapı açar

    Kitabınız sayesinde ulaşılması zor birçok alana ulaşabilirsiniz. Kariyerinizde bulunmak istediğiniz birçok farklı alanda size ek avantaj sağlayabilir.

    Size yeni iş fırsatları sağlayabilir

    Kitabınız uzmanlığınızı kanıtlamanızı sağlayarak iş hayatınızda birçok yeni fırsatlar sağlayabilir. Düşünsenize iki kişi ile görüşüyorsunuz ve biri çalışacağı alanda bir kitap yazmış. Seçmek çok da zor olmamalı.

    Bir pazarlama aracıdır

    Kitabınız büyük bir pazarlama aracı olabilir. Bağlantıda olduğunuz kişilere kitabınızın bir kopyasını vererek potansiyel müşteriler yaratabilirsiniz.

  • Erken Yatmanın Sağladığı 7 Önemli Fayda

    Uykunuzu yeterince almak düşündüğünüzden daha önemli olabilir.

    Yatma zamanı geldi ve sizin hala iki saatlik daha işiniz var. İşinizi bitirmek için geç saatlere kadar ayakta kalmalı mısınız? Yoksa işiniz bitmemesine ve bu yarın daha fazla yapacak işiniz olduğu anlamına gelse dahi günü bitirmeli misiniz?

    İşinizi bitirmek için fazladan bir yada iki saat daha uyanık kalmak çekici olabilir. Fakat bugün bir kaç saat eksik uyumanın yarın çok daha büyük sonuçları olacaktır.

    İşte en üretken insanların neden yatağa erken gittiğini açıklayan 7 sebep:

    1. Yorgunken öğrendiklerinizi aklınızda tutamazsınız.

    Uykunuzun kalitesi ve niceliği yeni bilgiler öğrenmenizde büyük bir rol oynuyor. Uyku yoksunluğu odaklanmanızı, dikkatinizi ve çalışan hafızanızı harap ediyor. Bu da yapmanız gereken görevleri bir kaç kez tekrar etmeniz gerektiği ve dikkatsizce hata yapabilme ihtimalinizin yükseldiği anlamına geliyor.

    2. Bitkin düştüğünüzde modunuz istikrarsız oluyor.

    Çalışmalar uyku mahrumiyetinin, asabiyet ve duygu değişimlerini arttırdığını gösteriyor. Tutarlı bir bazda uykuyu gerektiğinden az miktarda almak sizi kaygı bozukluğu ve depresyon gibi daha ciddi psikolojik problemlerle baş başa bırakabilir.

    3. Uyku yoksunluğu muhakeme yeteneğinizi azaltıyor.

    Uyku yoksunluğu iyi kararlar verebilme yeteneğinizi büyük oranda harap ediyor. 2007’de Sleep gazetesinde yayınlanan bir çalışmaya göre uyku mahrumiyeti sizin ahlaki kararlarınızı azaltıyor. Uyku mahrumiyeti çeken katılımcılar ahlaki ikilemleri çözmekte güçlük çekti ve kara verme süreçleri çok daha yavaştı.

    4. Uyku yoksunluğu kaza yapma riskini yükseltiyor.

    Uyku mahrumiyeti motor hareketlerinizden tepki verme sürenize kadar her şeyi olumsuz anlamda etkiliyor. Merdivenden bir kat boyunca düşseniz de bir forklifti bir yere çarpsanız da bir kaç saatlik uyku ihtiyacı size ve işvereninize çok fazla para ve zamana mal olacak.

    5. İyi dinlenmediğinizde sağlığınız bozuluyor.

    Uyku yoksunluğu kalp hastalığı, obezite, tansiyon, felç ve diyabet gibi bir çok sağlık problemine yol açıyor. Enfeksiyonlarla savaşan antikorlar da uykunuzu yeteri kadar almadığınızda azalıyor. Bu da sizin bağışıklık sisteminizin daha da zayıfladığı ve hastalanma riskinizin yükseldiği anlamına geliyor. Yetersiz uyku daha kısa bir ömre bile yol açıyor.

    6. Uykulu olduğunuzda etkinliğiniz düşüyor.

    Uyku yoksunuyken fiziksel olarak bir yerde bulunsanız bile psikolojik olarak yüzde yüz orada bulunmuyor olabilirsiniz. Çalışmalar uykusunu yeterince almayan insanların işverenlerine, indirgenmiş verimlilikle 11.3 çalışma gününe mal olduğunu gösteriyor.

    7. Yorgunluk, stresle başa çıkma yeteneğinizi azaltıyor.

    Uyku mahrumiyeti ruh sağlığınızdan çalıyor ve stresli olaylarla baş etme yeteneğinizi elinizden alıyor. Yapılan bir araştırma sadece bir kaç saatlik uyku kaybı bir insanın negatif koşullarla baş edebilme yeteneğini azaltıyor.

    Yeteri kadar uyuyun 

    Bir ya da iki gecelik geç yatma, telafi edilebilirken bunu gece geç saatlere kadar ayakta kalma alışkanlığına çevirmek geri döndüremeyeceğiniz bir uyku açıığına dönüştürebilir. Eğer bedeninizin ve zihninizin zirvede çalışmasını istiyorsanız her gece 7 ya da 8 saat uyumalısınız.

  • Popüler İş Arkadaşlarının Ortak Noktası

    Çalışma arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurmanız sadece sizi iş yerinde popüler biri yapmaz aynı zamanda hızlı bir şekilde promosyon almanızı sağlar.

    IQ mu daha önemli yoksa EQ (duygusal zeka) mı daha önemli olduğu üzerinde yıllardır tartışmalar yaşanıyor. Eğer yüksek bir EQ ya sahipseniz kendi duygularınızı belirleme ve başkalarının duygularını algılama yeteneğine sahip olduğunuz anlamına geliyor. Böyle bir yeteneğe sahip biriyle herkes çalışmayı ister.

    Böyle bir yeteneğe sahip olmanız sadece işe alınmanız etki yapmaz çalışma ortamına da uyum sağlamanızı sağlayarak sevilen biri olmanızı sağlar. Eğer sizde duygusal zekaya sahip kişilerin yaptıklarını yapabilmeyi istiyorsanız duygusal açıdan zeki insanların yaptığı bu dört alışkanlığa dikkat etmeniz gerekiyor.

    Nerede duracaklarını bilirler

    Yüksek enerjili veya gergin anlarda yanlış hareketlerle iş arkadaşlarına yönelik tavırlar yerine bir an durup bulundukları durumu zihinlerinden tekrar gözden geçirerek doğru hareketlerle en zorlu durumlarda bile sakin kalarak doğru yolu bulurlar. İşte durumu tekrar gözden geçirirken yaptıkları şeyler:

    • Karşıdaki kişi nasıl bir ruh halinde? Kızgın mı, stresli mi, endişeli mi?
    • Ben nasıl bir ruh halindeyim?
    • İkimizi de daha iyi hissettirecek ne yapabilirim?
    • Eğer hiçbir şey yapamıyorsam bile karşımdakini nasıl sakinleştirebilirim?

    Nerede durup durumu düşüneceğini bilmek en doğru yolu bulmanızı sağlayarak sonradan sizi pişman edecek şeyler yapmanızı önler.

    Çok soru sorarlar

    Karşımızdakinin nasıl bir ruh halinde olduğunu anlamanın en iyi yolu çok soru sormaktır. Duygusal açıdan zeki insanlar karşısındakine birçok alanda soru sorarak kendilerini rahat bir şekilde hissetmelerini sağlayarak o kişinin verdiği cevaplar doğrultusunda bulunduğu ruh halini anlamaya çalışırlar.

    İş arkadaşlarınızın sorduğunuz sorulara ne kadar hızlı ve dürüstçe cevap verdiğini görünce şaşıracaksınız.

    Ders çıkarırlar

    Duygusal zekaya sahip kişiler karşısındakilerin geçmişte bir eyleme veya söze karşı tavırlarını analiz ederek gelecekte yapacaklarını veya söyleyeceklerini bu analizlere göre uygularlar.

    Örneğin, akşam eve kendilerini kötü hissederek gittiklerinde gün içinde olanları zihinlerinden hemen atmak veya televizyon karşısında öylece geçip zaman öldürmek yerine gün içinde olan bitenleri sebep ve sonuç ilişkisine göre analiz ederek gelecekte bu tarz bir olayı yaşamamak için yaptıkları analizden faydalanırlar çalışırlar.

    Günde birkaç kez ruhsal durum değerlendirmesi yapmayı kendilerine alışkanlık haline getirirler. Karşılaştıkları her bir faktöre karşı en iyi davranış şeklini belirlemeye çalışırlar.

    Zamanla iş arkadaşlarınızın kendi aralarında sizin hakkınızda olumlu konuşmaya başladıklarını ve sizinle yaptıkları konuşmalar sonrasında bu konuşmaların kendilerini işlerinde daha çok motive hissettiklerini böylelikle işlerine daha çok odaklanabildiklerini söylediklerini göreceksiniz.

    Empati yaparlar

    Duygusal zekaya sahip kişiler çalışma arkadaşlarının bulundukları durumu daha iyi anlamak için kolaylıkla kendilerini onların yerine koyar. Bu eğilimleri sayesinde iş arkadaşlarını çok daha kolay bir şekilde anlarlar.

    Zamanla, duygusal zekanızı arttırmayı öğrenebilirsiniz. Ve böylelikle sadece siz değil başkalarını da mutlu edersiniz.

  • İş Yerinde Patronunuzun Sizi Sevmediğinin 15 İşareti

    Belki işaretler pek göze çarpmıyordur ancak, nereye bakacağınızı biliyorsanız genellikle kolay bir şekilde fark edilirler.

    Herkes çalıştığı işten hoşlanmayı ister (özellikle patronlar). Patronlar, promosyonlar, maaşların yükselmesi, performans değerlendirmesi gibi durumlara karar vererek işteki mutluluğumuzda ve başarılarımızda önemli bir rol oynarlar.

    Eğer patronunuz sizden hoşlanmıyorsa bu konuda bir şeyler yaparak durumu değiştirmek istersiniz. Fakat bu her zaman kolay değil.

    Eğer patronunuz sizi sevmiyorsa bunu açıkça dile getirmez, onlar iş yerinde ilişkileri profesyonelce yürütmek zorunda olduklarını bilirler. Bu yüzden sizi sevmediklerine dair verdikleri işaretler bazen pek belirgin olmaz.

    İşte patronunuzun gizliden gizliye sizi sevmediğine dair 15 işaret:

    Kötü hisleriniz varsa

    Eğer patronunuzun sizden hoşlanmadığını hissediyorsanız bunu sadece aklınıza öyle yerleştirdiğinizden dolayı olabilir. Ama haklı da olabilirsiniz. Eğer size herkesten farklı davranıyorsa muhtemelen en sevdiği çalışan siz değilsiniz demektir. Hislerinize güvenin ve düşüncelerinizin haklı olduğunu ispatlamak için başka işaretlere bakmaya devam edin.

    Önemli kararlar da dahil hiç fikriniz sorulmuyorsa

    Alanınızla ilgili önemli kararlar veriliyorken patronunuz size de danışmıyorsa muhtemelen fikirlerinize güvenmiyor olmasındandır.

    Eğer sizinle göz teması kurmaktan kaçınıyorsa

    Çalışanın sinir bakışlarına hedef olmak bir patron için zor bir durumdur. Sizin onlara karşı bir nefret beslediğinizi görmekten korkarlar bu yüzden mümkün olduğunca sizinle göz teması kurmamaya çalışırlar.

    Sizin bulunduğunuz yerlerde gülümsemekten kaçınıyorsa

    Patronunuzun kötü bir gün geçirdiği anları kastetmiyorum ama eğer patronunuz sizin bulunduğunuz ortamlarda gülümsememek için efor sarf ediyorsa bir şeyler iyi gitmiyor demektir.

    Sadece sizin yaptığınız işleri yakından takip ediyorsa

    Eğer patronunuz belli sebeplerle sürekli sadece sizin işlerinizi yakından takip ediyorsa yaptığınız işlere güvenmediği anlamına gelmektedir.

    Sizi görmezden geliyorsa

    Eğer patronunuz sabahları veya akşamları size denk geldiğinde günaydın veya iyi akşamlar demeyip sizi görmezden geliyorsa bu sizi sevmediğinizi anlatmaya çalışmasının göstergesidir.

    Size kısa cevaplar veriyorsa

    Patronunuza denk geldiğinizde nazikçe nasıl olduğunu sorduğunuzda veya günaydın dediğinizde size geri dönüş olarak sadece kısa cevaplar veriyorsa bu sizi sevmediğinin göstergesidir.

    İletişim için sürekli elektronik posta yolunu seçiyorsa

    Eğer patronunuz sizinle yüz yüze görüşebileceği halde sürekli iletişim için elektronik postayı seçiyorsa muhtemelen sizinle görüşmek istemiyordur ve sizi sevmediğini göstermeye çalışmanın başka bir yoludur.

    Önemli görüşmelere veya projelere hiç davet edilmiyorsanız

    Alanınızla ilgili herhangi bir görüşme veya önemli projeye katılımınız istenmiyorsa bu patronunuzun sizi sevmediğine dair bir işarettir.

    Ofisinin kapısı sürekli kapalıysa

    Eğer patronunuzun kapısı sürekli kapalıysa beklide size bir şey anlatmaya çalışıyordur.

    Sürekli sizinle zıt fikirdeyse

    Söylediğiniz her bir sözde veya fikirde patronunuz sizinle zıt fikirdeyse muhtemelen sizden nefret ediyordur.

    Kişisel olarak durumunuzu veya ailenizin durumunu hiç sormuyorsa

    Eğer patronunuz herkesle ailesinin veya kendi kişisel durumlarıyla ilgili sorular soruyorsa ancak söz konusu siz olunca herhangi bir eğilimi olmadıysa muhtemelen patronunuz sizi pek sevmiyordur.

    Kimsenin istemediği bir işe size sormadan sizi atıyorsa

    Eğer patronunuz eğitim durumunuz veya yeteneklerinizi görmezden gelip kimsenin istemediği alanınız dışında bir işe sizi atıyorsa kendinize başka bir iş bakmanız sizin için daha iyi olur.

    Size geri dönüş yapmıyorsa

    İyi bir patron sizin yaptığınız bildirimlere sizin gelişiminiz için iyi veya kötü bir şekilde geri dönüş yapar. Eğer sizin patronunuz yaptığınız bildirimlerden hiç birine iyi veya kötü cevap vermiyorsa siz ve sizin yaptığınız işin kendisi için pek bir önemi yoktur anlamına geliyor. Kişisel olarak gelişiminiz ve kariyeriniz için başka bir yerde çalışmayı denemelisiniz.

    Size sürekli sadece olumsuz geri dönüş yapıyor ve bu geri dönüşü herkesin ortasında yapıyorsa

    Eğer patronunuz tüm çabalarınıza sürekli olumsuz yanıt vermekle kalmayıp geri dönüşlerini çalışma arkadaşlarınızın yanında açıkça yapıyorsa bu iş yerine katacak çok bir şeyiniz kalmamış demektir.

    Boşuna çabalamayın zira ne yaparsanız ve ne kadar başarılı olsanız bile patronunuzun kötü niyeti hep çalışmalarınızın önüne geçecektir bu yüzden kendinizi daha iyi geliştirebileceğiniz başka bir çalışma ortamını seçmeniz sizin geleceğiniz açısından çok önemlidir.

  • İş Yerinde Takım Ruhu – Çalışanlarınızın Birbirini Sevmesinin Önemi

    Takım üyelerinin birbirine sarıldığını, güldüğünü görüyorsanız veya birbirlerine “harikasın”, “Seni takdir ediyorum.” gibi kelimeler sarf ettiğini duyuyorsanız sağlıklı bir iş ortamına tanık oluyorsunuz. Çalışma ortamında düzeyli sevgi mükemmel bir şeydir.

    Çalışanlar iş ortamında rahat ederse ve çalışma arkadaşları tarafından desteklendiğini düşünürse yenilikçilik ve yaratıcılığın dibine vurabilir.

    TalentSmart’a göre yüksek seviyede duygusal zeka başarının en güçlü belirleyicisidir.

    Emotional Intelligence (Duygusal Zeka)’ın yazarı Daniel Goleman’a göre kişinin duygusal zekasını oluşturan 5 bileşen bulunmaktadır. Emotional Intelligence (EQ); öz-farkındalık, öz-düzenleme, motivasyon, empati ve sosyal beceriler. Bir kişinin EQ seviyesi onun davranışlarını nasıl yönettiğini etkiler.

    Çalışma Ortamında EQ

    EQ bileşenlerinin bulunduğu bir ortamda çalışanlar birbirine yüksek düzeyde güvenir. Bu yüzden çalışanlar, risk alırken, fikirlerini paylaşırken veya problem çözmede yaratıcı fikirler ortaya atarken  kendilerini güvende hissederler. Fikir ayrılıkları veya sorunlar baş gösterdiği zaman olgun ve verimli bir şekilde çözülür. EQ’su yüksek çalışanlar değişime kolay ayak uydurur ve esnektirler.

    Daha İyi EQ Seviyesine Çıkmak

    İş yerine yeni eleman alırken EQ seviyesi yüksek kişileri alın veya halihazırda bulunan çalışanlarınızın EQ seviyesini yükseltmeye çalışın. Duygusal zeka davranışlarını aşağıdaki gibi modelleyerek başlayın:

    Farklılıkları kucaklayın.

    Bugünlerde bir çok işyeri son derece çeşitlidir. Background, yaşam tecrübeleri, kararlar ve dünya görüşü farklı olan bir sürü insan bir araya gelmiş durumda. Her kişinin kendine özgü özelliklerinin savunucusu olmak zorunda değilsiniz ama bu özellikleri iş ortamınıza yarar sağlayacak şekilde kucaklayabilirsiniz. Bunu da benzersiz özellikleri olan kişileri onlara uygun pozisyonlara atayarak başarabilirsiniz.

    Derinden dinleyin.

    Konuştuğunuz kadar dinlemeye odaklanın. Herkesin duyulmaya ihtiyacı var. Siz de çalışanlarınızı dinleyerek onların da sesinin olduğu hissini verin. Çalışanınızın söylediği şeyle belki problemi çözemezsiniz ama sadece onu dinleyerek onun için fark yaratmış olursunuz.

    Başkalarını umursayın ve bunu gösterin.

    Patronlar için çalışanını sevmek çok kolay birşey ama bu sevgiyi çalışana hissettirmekte bir o kadar zor. Çalışanınızın değinmek istediği noktayı anlayın ve gerektiğinde şirket kurallarına bile istisna yaratarak onu mutlu edin.

    Duygusal zeka çalışma ortamınız için bir anlam ifade etmediğini düşünüyorsanız küçük bir tartışma ortamı yaratın daha sonra çalışanlarınızın moral seviyesini ve yapılan işlerin kalitesini inceleyin. Moral seviyesinin düştüğünü normal olarak göreceksiniz. Yapılan bir çok araştırmaya göre moral seviyesinin düşmesi şirketin de ekonomik seviyesinin düştüğünü gösteriyor.

    Bu yüzden birbirine seven insanlardan oluşan bir çalışma ortamında korkmayın. Belki de amacınıza ulaşmadaki kilit nokta budur.

  • Kişisel Gelişiminizle İşlerinizi Güçlendirin: 5 Etkili Yöntem

    Önce iyi bir girişimci olmak başlayacağınız işten daha önemlidir. Kişiler genellikle iş için personel çalıştırır ya da fikir satın almayı tercih eder. İyi bir girişimciyse işiyle ilgili seçtiği kişileri çalışan olarak almayı tercih eder. Müşterilerin güvenini kazanmış ve onlara yol gösteren bir girişimci olmak için bireysel olarak gelişmenizi devam ettirmek zorundasınız.

    Eğer sizde büyüyen ve güçlenen bir girişimci olmak istiyorsanız bu beş önemli yolu izlemeniz gerekiyor. Bunlar yaşamınızda gelişiminizi sağlayarak kendinizi adadığınız zorlu işlerinizde başarı elde etmenizi sağlar. Ne kadar gelir elde ettiğiniz önemli değil her zaman büyümek için bir seçeneğiniz olması önemlidir.

    Sağlıklı alışkanlıklar edinin

    Alışkanlıklar yaşamınızı kalıcı olarak değiştirebilen anahtar sözcüklerdir. Bunlar yapmanız gerekenler listesindeki herhangi bir şey değildir, yaşam tarzınız olmalıdır. Sağlıklı alışkanlıklar edinmeniz yaşam tarzınızı daimi olarak değiştirir. Edindiğiniz alışkanlıklar hayatta erişmek istediklerinizi ve iş alanında başarılar elde etmenizi sağlar. Bu yaşamınızda ve iş hayatınızda sizin için iyi olmayan şeylerden kurtulmanız gerektiği anlamına geliyor. Egzersiz, iyi yemek seçimi ve okuma alışkanlığı gelişmenizde yardımcı olacaktır.

    Sürekli öğrenmeye devam edin

    Uzmanlık statüsüne erişmek için öğrenmeye devam etmelisiniz. Uzmanlık alanınız ne olursa olsun mutlaka sizi daha iyi bir hale getirecek yeni bilgiler öğrenebilirsiniz. Her hafta iyi bir kitap okumaya çalışın. Okullarda eğitim sisteminde kullanılan birçok iyi kitap mevcuttur.

    Stratejileriniz hakkında daha çok bilgi sahibi olarak işlerinizde başarılı olmak için bir eğitmen kiralayın veya internet ortamında eğitimleri takip ederek kurslara katılın. Birçok kişi sadece kendi zihninde kendisini uzman olarak görüyor. Gerçek bir uzman yaşamı boyunca hep bir öğrenci kalır ve öğrenmeye devam eder.

    İleriyi gören tecrübeli girişimcilere danışın

    Başarılı girişimcilerle konuşursanız muhtemelen geçmiş büyük başarılarından bahsederler. Sizin yapmak istediğiniz şeylerden bahsederler. Henüz anlayamadığınız engelli bir yarışı görmüşlerdir. Faydalanabileceğiniz bir hayat tecrübeleri vardır.

    Her bir başarınızdan sonra durumunuzdan memnun kalmayın

    Durumunuzdan memnun olmanız gelişiminizi engeller. Kendiniz başarılı gördüğünüzde veya iş başarınızda bulunduğunuz yerden mutlu olursanız büyük bir tehlike altındasınız demektir. Başarılarınızdan dolayı memnun olun ancak memnun olmak bu başarıları yeterli görmeyi karıştırmayın. İşlerinizde başarıyı yakaladığınızda bu başarıların sizi tatmin etmesine izin vermeyin daha büyük başarılar elde etmeye çalışın.

    İşlerinizde daha çok büyümesi için “Neden” sorusu üzerinde odaklanın

    Bir işe girişirken ve yaşam tarzınızda bir neden ile başlayın. Nedeniniz büyüyerek nedene dönüşsün. Bunlar daha sürede kazançlar sağlamanızı sağlar. İşinizle ilgili bir sorunla karşılaştığınızda nedenleri üzerinde odaklanmanız gelişiminizi sağlar.

    İşlerinizi büyümeniz için çok çalışmanız gerekiyor. İyi bir hayat yaşamanız size özgürlüğünüzü sağlayarak daha çok etkili olmanızı sağlar. Yine de her ikisini de yaparak sevdiğiniz işi yaparak çalışmaya devam edip büyümenizi sağlayabilirsiniz. Bunların farkına vardığınızda başarılarınıza erişirsiniz ve asla daha azını istemeyerek işlerinizi bir adım ileriye taşıyabilirsiniz.

    Bu beş adımı iyice irdeledikten sonra hayatınızın bir parçası haline getirmelisiniz. Sağlıklı alışkanlıklar edinmenizle yaşamınızda bir sistem yaratmış olursunuz ve bu sistem işlerinizde başarıyı yakalamanızı sağlayacaktır. Gururunuzun işiniz ile ilgili istatistikleri engellemesine izin vermeyin.

  • Evden Çalışmanın Başarısı İçin İzlemeniz Gereken 10 Adım

    Sonunda başardınız! Tebrikler! En sonunda uzun süredir gizliden gizliye planladığınız her şeyi hayata geçirdiniz. Ve uzun süredir şikayet ettikleriniz geride kaldı: huysuz patronunuz, sardalya düzeninde toplu taşıma yolculukları, ofisteki ayak oyunları, sizin için önemli olmayan işler.

    Fakat nasıl olduysa akşam 6 oldu. Bir başka gün de hemencecik geçti. Ayaklarınız hala çıplak çünkü bugün çorap giyme ihtiyacı duymadınız. Tanıdığınız bir ortamdasınız ve eve gelmek için 1 saat harcamanıza gerek yok. Fakat bugün gerçekten neyi başardınız?

    İşte evden “patron gibi” çalışmanızı sağlayacak 10 şey:

    1. Kendinize bir rutin belirleyin

    Eğer evden çalışmak sizin için yeni bir şey ise alışmanız zaman alabilir ama çalışma günü parametrelerine ne kadar hızlı alışırsanız o kadar iyi. Nerede çalışacağınızı bilin: bu durum “home ofis”inizde sabahtan akşamüstüne kadar ışıkların nasıl yer değiştirdiğine göre değişebilir. Siz yine de zamanında masanızda olduğunuzdan ve erken kalkmayı benimsediğinizden emin olun, eğer bunu yapmanız gerektiğine karar veren sizseniz her şey yolunda demektir. Evet uykuyu tercih edebilirsiniz ama sabah saat 10’dan önce tonlarca işi halletmiş olmak inanılmaz bir duygu.

    Belli zorluklar dizisine göre gününüzü düzenleyin ve başarı ölçünüz yaptığınız görevler üzerinde yükselsin, zaman üzerinde değil.

    2. Kalkın, duş alın, üzerinize bir şeyler giyin

    Yataktan çalışmayın. Yataklar uyumak ve diğer türdeki sihirli şeyler içindir, bırakın onlar kendi amaçları içinde değerli ve özel olmaya devam etsinler. Her hangi bir şey yapmadan önce geceyi üzerinizden yıkanarak atın. Yapabildiğiniz için doğrudan çalışmaya gitmek  tutuşmuş olduğunuz anlamına gelmez çünkü bir süre sonra kaşınmaya başlayacaksınız. Terli bir ev çalışanı, sessizce hoşnutsuz bir ev çalışanına dönşüşür.

    Kafanızı su ile kutsayın, tazelenin ve başkalarıyla zaman geçirmeseniz dahi hala insan olduğunuzu hatırlayın. Şimdi üzerinize bir şeyler giyin. Evet, sırf yapabildiğiniz için etrafta çıplak dolaşmanın ve telefon konuşmaları yapmanın bir çekiciliği var. Fakat yapmayın. Pijama olmadığı sürece ne giyersenizniz giyin. Şimdi başlamaya hazırsınız.

    3. Odaklanın: yemek esnasında yazmayın, okuyun

    Bu durum odaklanmayı bilmek  ve farklı eylemleri bir arada yürütebilme yeteneği hakkında. Eğer bir eliniz bir kaşık turuyorsa ya da çatal,ya da bıçak veya kahve fincanı hiç olmadı bir parça meyve, basitçe düzgün bir şekilde yazamazsınız. Her şeyi aynı anda yapmayı bırakın, sizi olabilecek en verimli evden çalışma canavarına dönüştürmek üzerine çalışıyoruz. Bir kaç blog, makale ya da haber açın ve okuyun. Bu sizin işe başlamadan önce zihninizi açmanıza yardımcı olacaktır.

    4. Önceliklendirin: yapılacaklar listesini bir gün önceden yazın…

    “Şimdi ne yapacağım?” diye düşünmek potansiyel sıkıcılığın ilk adımıdır ve sıkıcılık hayalleri öldürür. Hayalleri öldüren kişi olmayın.

    Yapılacaklar listesi her ne kadar zalim bir efendi tarafından icat edilmiş gibi dursa da onlar öz motivasyonun anahtarı. Bu sizin listeniz ve yaşamak istediğiniz günün özeti. Her gece uyumadan önce on dakika ayrın ve ertesi gün ne yapacağınızın listesini oluşturun. Kendinize ertesi gün için heyecanlanacak bir şeyler verin. Asla 3 büyük görevden daha fazlasını önceliklendirmeyin. Ve farklı bir sayfaya ikinci planda kalan, yapılması gereken ama illa ertesi gün yapılmasıa gerek olmayan görevleri yazmaktan korkmayın.

    Neyi başarmanız gerektiğini bilin ve onu gayet iyi bir şekilde yapabilmek için kendinize gerçekçi bir zaman aralığı tanıyın.

    5. Müzikal modu ayarlayın

    Çalışma ortamınız işin anahtarı .  Bolca ışık alan bir odada bulunun. Çalışma alanınızı ve yönünüzü mutlu olana kadar değiştirin. Sırtınızı odaya dönmeyin oda ile yüzleşin.

    Sessizlik içinde çalışmak dikkat dağınıklığı yaratır. Bu nedenle Spotify Premium (ya da mevcut diğer müzik servislerini) edinin ve bir Odaklan playlisti bulun. Vivaldi’nin bilimsel olarak odaklanmayı sağladığı ispatlandı. Fakat yine de klasik müzik çalışma gününe başlamak için harika bir seçimdir. Konu aslında müzikal tercih değil, zeki ortam. Eğer yazı yazıyorsanız sözleri olan müzikler seçmeyin, o zaman şarkı söylemek konusunda baştan çıkabilirsiniz.

    Ludovico Einaudi ’yi ise dinlemenizi tavsiye ederim.

    6. Dikkat dağınıklığını yok edin

    Bu iyi bir gün ile kötü bir gün arasındaki farktır. Çalışırken telefonunuzu ulaşamayacağını bir yere koyun ya da hiç değilse uçak moduna alın. Bir WhatsApp bildirimi dikkat dağınıklığı yaratır. Tabi ki Tinder’daki yeni eşleşme de öyle! Ya da yeni bir tweet veya instagram yahut Facebook ya da bir reklam veya hatırlatıcı… Buna dur deyin!

    Direkt mesajları ara verdiğiniz zamana saklayın ve odaklanmanıza aralıksız olma şansı tanıyın. Facebook’a girmemeye çalışmakla mücadele edin. Birkaç öz kontrol uygulaması, seçtiğiniz zaman aralığında sizi fiziksel olarak  Facebook’u açmaktan alıkoyacaktır.

    Temel olarak, gün içinde hedeften sizi alıkoyan ne varsa onun önüne geçmenin bir yolunu bulmalısınız.

    7. Ara verin

    Eğer tüm gün yenilenmek için, bir şeyler içmek ya da dinlenmek için hiç durmadan çalışıyorsanız, her saat başı sadece 45 dakika çalışan biri sizden daha başarılı olacaktır. Kaplumbağa olun ve zafere giden yolda dinlenin.

    Bunu yapmanın bir çok yolu var. Fakat başlamak için şunu deneyebilirsiniz: her çalışma döneminde telefonunuzun zamanlayıcısını 50 dakikaya kurun. Alarm çalar çalmaz 10 dakikalığına çalışmayı bırakın. Ayağa kalkın, etrafta dolaşın, su için ve nefes alın. Ekrana bakmamaya çalışın ama eğer bakmanız şartsa bu sizin WhatsApp’taki mesajlara cevap verme aralığınız. 10 dakikanın ardından tekrar zamanlayıcıyı kurun ve çalışmaya başlayın. 3 ya da 4 saatlik çalışma dönemleri sizi verimli hissettirebilir fakat eğer bu dönemde bir kaç kez dinlenirsenirseniz verimliliğiniz artacaktır. Aralıksız çalışmak yerine akıllıca çalışın.

    8. E-postayı zekice kullanın…

    Yıllar boyu gelen kutusu benim yapılacaklar listem oldu – gelen kutusu boş olana kadar işim bitmezdi. Gelen kutusunu boş gördüğümde bilirdim ki tüm işlerin üstesinden geldim. Fakat bu işin bir de olumsuz yanı vardı: gelen kutusunu asla kapatmazdım. Eğer bir gelen kutusu nazisiyseniz lütfen bir nefes alın. Gönderdiğiniz her mail potasiyel olarak bir başka mailin size gelmesini sağlayacaktır. Ve eğer insan içine karıştıysanız tüm gün hiç dinlenmeden e-postalarınızla uğraşabilirsiniz. Verimli bir gün online bir gün değildir. Açık bir e posta kutusu yıkıcı bir sataşma ve baştan çıkarmadır. Ben bu konuda yeni bir teknik denemeye başladığımda daha başarılı hale geldim.

    Şimdi artık e-postalarımı yalnızca belli zamanlarda kontrol ediyorum. İlk kontrol 10-10.30 arasında gerçekleşiyor, ki bu da tipik bir çalışma günü içinde yazmak ve yaratmak için iki saat kazandırıyor, e postalar yolumu kesmemeiş, araya girmemiş oluyor. Yarım saat acil mesajları yanıtlamak için yeterli bir süre aynı zamanda diğer işleri halletmek ve fırsatları değerlendirmek için de fakat maillerin içine çekilmeyin. Eğer bir takım acil durumlar söz konusuysa öğlen 13.00 ile 15.00 arası maillerinizi kontrol etmek için en uygun zaman aralığıdır. Fakat maillerinizin çoğunu yanıtlamak için bir çok kişi için mesai saatinin bittiği zamanları tercih edin. Böylece maillere hemen cevap veremeyecekleri için diğer işleri hallederken mailler sizi rahatsız etmeyecektir.

    Eğer uzaktan çalışan bir ekipseniz ve iletişim kurmak için whatsapp, slack ya da benzeri bir uygulama kullanıyorsanız, onun sizin hayatınızı ele geçirmesine izin vermeyin. Ona da e-postalarınıza davrandığınız gibi davranın ya da her saat başı kontrol edin.

    9. Benzer aktiviteleri gruplayın

    Skype’larınızı, konferans aramalarınızı ve şahsi kahve buluşmalarınızı gruplayın. Bir kaç sabah ya da akşamüstü sessize alın ve kendinize sessiz, bölünmeyen bir çalışma alanı yaratın.

    10. Dışarı Çıkın

    Egzersiz yapmayı unutmayın. Artık kendi kaderinizden sorumlu olan kişi sizsiniz, bu nedenle eğer çalışmayı durdurursanız başarı şansınıza ket vuruyormuş gibi hissedebilirsiniz. Size yepyeni bir haber veriyoruz: home ofisinizde solgun ve şişman olmanız sizi daha da yorgun kılacak ve uzun vadede hasta olacaksınız. Biraz D vitamini alın, bisiklete binin, parktaki bir bankta kitap okuyun, temiz hava alın. Haftada en az bir gününüzü dışarıda geçirin. Gerçek insanlarla görüşün ve konuşmalardan ilham alın.

    Evden çalışmanın tüm özgürlüklerine rağmen eğer o özgürlüğü iyi değerlendirmezseniz bir gün rafa kalkabilir. Ama böyle olmak zorunda değil. Kendinize iyi davranın, zekice çalışın, öğrendiğiniz gibi yapın ve tüm bunların yapılması için alışkanlık geliştirin. Büyük işleri parçalara ayırarak ele alın. Bir ivme inşa edin, her daim fail olun ve her gece yatağınıza gittiğinizde özgürlüğünüzü iyi değerlendirdiğinizden emin olun.

  • Ayakta Çalışma Masaları Daha Üretken Olmanın Yolu mu?

    Son yıllarda çalışma ortamlarında ayakta masalar, giderek popüler hale gelerek yeni bir trend haline gelmiştir. Ayakta masaların etkileri konusunda ise iki keskin görüş bulunmaktadır: Ayakta masalar tüm gün oturmanın sağlığı tehdit ettiği ve zararlı olduğu düşüncesiyle buna karşı çıkanlar bulunurken, diğer bir kesim ise ayakta durmanın daha sağlıklı ve üretken bir seçenek olduğunu savunmaktadır. Yazar Patrick Allan, ayakta durmanın insanları daha üretken, yaratıcı ve genel olarak daha aktif hale getirdiğini ifade etmektedir. Bu nedenle, ayakta masaların çalışma performansını artırabileceği düşüncesindedir.

    Ayakta durmanın işi hızlandırdığı düşüncesi de mevcuttur. Allan’a göre, oturarak çalışırken sadece beyin ve ellerin aktif olduğu, ancak ayakta durduğunuzda tüm vücudun beynle senkronize olduğu ve çalışma fonksiyonlarının daha hızlı gerçekleştiği belirtilmektedir. Bu çalışma şekli başlangıçta yorucu olabilir, ancak doğru bir çalışma disiplini oluşturmanıza yardımcı olarak daha fazla odaklanmanızı sağlar.

    “Ayakta Çalışma Masaları: Üretkenliği Artırmak İçin Sağlıklı Bir Seçenek”

    Ayakta masalar, çalışma ortamlarında yeni bir trend haline geldi ve bu konuda iki keskin görüş bulunmaktadır: Ayakta masalar tüm gün oturmaktan daha sağlıklı veya kesinlikle sağlığa zararlı. Yazar Patrick Allan’a göre, işte ayakta durmak insanları daha üretken, yaratıcı ve genel olarak daha aktif hale getiriyor. “İşten beklediğim tam olarak bu” diye ekliyor.

    “Ayakta durmak işi hızlandırır.”

    Yayılarak oturmak, beynin dinlenme ihtiyacını işaret edebilir. Ayakta durmak ise tam tersini yapar. Allan, oturarak çalışırken sadece beyin ve ellerin çalıştığını, ayaktayken tüm vücudun beyinle senkronize olduğunu ve okuma, yazma, internete tıklama gibi en temel çalışma fonksiyonlarının inanılmaz derecede hızlandığını söylüyor. Bu çalışma şekli yorucu gelebilir ve evet, daha yorucu olabilir. Ancak bu kötü bir şey değil. Acele etmenizi ve doğru çalışmanızı sağlayan bu çalışma şekli, daha fazla odaklanmanıza yardımcı olabilir.

    Ayakta durmak beyninize “iş bitene kadar dinlenmek yok” mesajını gönderir ve her şey biraz daha önemli olmaya başlar. Fiziksel olarak yorulmaya başladığınız için beyninize işinizi hızlı ve doğru bir şekilde bitirirseniz dinlenebileceğiniz mesajı verilir. Bu da sizi daha üretken hale getirebilir.

    “Ayakta durmak tembel sabahlardan kurtulur.”

    Ayakta çalışma masaları, sabah çalışmaya başladığınızda üzerinize çöken “sabah tembelliğini” ortadan kaldırır. Ayakta çalışma masası kullanmadan önce bilgisayarının başına oturup çalıştığına kendini inandıran Allan, zamanını tamamen boşa harcadığını söylüyor. “Bir makine gibi yavaş yavaş ısınmaya başladım. Gerçekten başlamam yaklaşık bir saatimi aldı. Bazıları bunu hoş karşılayabilir ve güne lüks bir başlangıç diyebilir, ancak benim için tam bir zaman kaybıydı.” diyor. Acil bir işi olsa bile rahat etmeyeceği bir şekilde çalışmaya kendini ikna etti ve işin çok hızlı ve sorunsuz bir şekilde tamamlandığını gördü ve bunu bir alışkanlık haline getirdi.

    “Artık gerçekten çalışmam gerektiğinde çalışıyorum ve fiziksel olarak yorgun olduğumda molaları dinlenmek için kullanıyorum. Gerçekten çalışıyorum ve gerçekten dinleniyorum.”

    “Ayakta çalışma masaları, öğle yemeği sonrası uyuşukluğunu ortadan kaldırır.”

    Öğle yemeğinden sonra üzerinize gelen tatlı uyku güzel olabilir, ancak üretken olmaya çalışıyorsanız bir sorun var demektir. Öğle yemeğini hem dinlenme hem de vücudunuzun ihtiyaçlarını karşılama aracı olarak kullandıktan sonra masanıza oturduğunuzda, ne kadar üretken olursanız olun en az yarım saatlik bir rehavetle çalışmaya başlarsınız. Ancak yemekten sonra kalkıp ayakta durmaya devam ederseniz, beyniniz ve vücudunuz tekrar çalışma moduna geçer ve hiç vakit kaybetmeden çalışmalara tüm hızıyla devam edersiniz. Böylece öğle araları uyku ilacı yerine yakıta dönüşür.

    “Ayakta çalışma masalar sizi daha aktif hale getirir.”

    Ayakta durmak kesinlikle bütün gün oturmaktan daha aktif bir aktivitedir. Ancak ayakta durmak sizi hareket etmeye de zorlar. Hareket etmek ve aktif olmak sağlıklıdır. Ayakta çalışma masası ile çalışmaya başladığınızda, düşünmek, hareket etmek ve esnemek için kısa molalar verebilirsiniz. Ayakta çalışma masaları, gün boyu oturmanın zararlı etkilerinden kaçınmak ve daha aktif olmak isteyen kişiler için iyi bir seçenektir.

    Ayakta çalışma masaların kişileri daha aktif hale getirdiği belirtilmektedir. Ayakta durmak, bütün gün oturmaktan daha aktif bir duruş sergilemektedir. Aynı zamanda kısa molalar vermek, düşünmek, hareket etmek ve esnemek için fırsatlar sunar. Bu da gün boyunca hareket etmeyi teşvik eder ve oturma odaklı zararlı etkilerden kaçınmanızı sağlar.

    Ayakta çalışma masaların çalışma ortamlarında yeni bir trend haline gelmesiyle birlikte, sağlık ve üretkenlik üzerinde olumlu etkileri olduğunu söylemek mümkündür. Ayakta durmanın çalışma performansını artırabileceği, tembellikten kurtarabileceği, öğle yemeği sonrası uyuşukluğunu ortadan kaldırabileceği ve daha aktif bir çalışma deneyimi sunabileceği düşünülmektedir. Ancak bireysel tercihler ve sağlık durumu da dikkate alınarak, herkes için en uygun çalışma şekli belirlenmelidir.

  • İyi Bir Anlatıcı Olmanın 5 Yolu

    Başarılı bir insan, aynı zamanda iyi bir hikâye anlatıcıdır. Öğrenci, CEO, stajyer, girişimci, iş arayan, çalışan, kim olursa olsun, herkes aklındakileri en güzel şekilde kelimelere dökebilmelidir.

    İş hayatınızda parlamak için iyi bir anlatıcı olmak istiyorsanız, lütfen buyurun.

    Gerçek, yerinde ve zengin

    Bir kitabı almak için ilk paragrafı okur, beğenmezsek rafa geri koyarız öyle değil mi? Şirketiniz için bir sunum yaparken kullandığınız ilk cümleler de böyledir. Bu sebeple şirketimiz şu zaman kuruldu, biz şöyleyiz gibi cümlelerle sakın başlamayın. Projenize odaklanın, fikri nasıl bulduğunuzu, nerelerden ilham aldığınızı söyleyin. Hikâyeyi gerçek, yerinde ve zengin hale getirin. Belirli görüşlerle, seslerle ve hatta kokularla taçlandırın. Öyle bir anlatın ki, sanki siz bunları yaşarken onlar da yanınızdaymış gibi hissetsinler.

    Ters köşe yapın

    Sevdiğimiz film veya dizileri güzel yapan şey nedir? Tabi ki, bize sık sık ters köşe yapmaları. Peki, bunu iş hayatınıza aktarsanız nasıl olur?

    Hikâyeye sürprizler serpiştirmek, projenizin özgün gözükmesini sağlayacaktır. İşinize taşıdığınız soyut ve somut farklılıkları tanımlayın. Aynı hizmeti veren diğer şirketlerden sizi ayıran özellikleri ve işleri nasıl bitireceğinizi gösterin.

    “Olumsuz” olanı da paylaşın

    Bazen başarısızlıklar, olumlu sonuçlara dönüşebilir. Bunun için size bir hikâye anlatalım.

    Steven Spielberg, Jaws filmini yaparken maket köpekbalığıyla birçok problem yaşıyor. Nedense robot köpekbalığı, bir türlü istedikleri gibi hareket etmiyor ve sürekli bozuluyor; ancak her şeyi istedikleri hale getirebilmek için ne bütçesi ne de zamanı kalıyor. Bu sebeple, köpekbalığını mümkün olduğunca az göstermeye karar veriyor. Bu sebeple, köpekbalığının saldırdığı sahneleri, fon müziğiyle süslüyorlar (Dııın dın dıın dıın dın dındındındındın!!!). Hala kulaklarımızda çınlayan bu fon müziği, filmi daha korkunç ve daha unutulmaz hale getiriyor.

    Hikâyede karşıtlıklar, kahramanlar ve çözümler olsun

    İyi bir hikâyedeki dünya toz pembe olmaz. Her zaman karşımıza zorluklar çıkacaktır. Bu zorluklardan bahsetmekten çekinmeyin, cesurca anlatın. Bir kahraman olarak ortaya çıkın ve çözümleri sunun.

    Onlara biyografinizi değil, anılarınızı anlatın

    Dinleyiciyi yakalamak için olay örgüsünü sırayla söylemek yeterli değildir. Bu hikâyede sizi çeken şey neydi, ne hissettiniz, ne sizi heyecanlandırıyor, bunları gösterin. Kişisel tecrübelerinizi de dahil edin, ancak bunlar tabi ki işle alakalı olsun. Özellikle dinleyicinizin duymak istediği tarzda işlerle alakalı olsun.

    Hikâyenizi oluşturduysanız, şimdi oturun ve üzerine biraz daha çalışın. Dinleyicinizi ikna edeceksiniz.