Blog

  • Yönetici olmak için gerekli 5 önemli nokta

    Yönetici olmak kulağa oldukça cazip bir teklif gibi geliyor öyle değil mi? Her ne kadar yönetici olmanın reddedemeyeceğimiz getirileri olsa da, birçok anlamda bu pozisyonu başarıyla yürütmek oldukça zordur.

    Uzun yıllar yöneticilik yapan Jeniffer Winter’a göre büyük masaya oturmaya kalkmadan önce gerçekten de iki kere düşünmeye ihtiyaç var. İşte hayatınızın bir noktasında yönetici olmak istiyorsanız kendinizde olup olmadığını acilen tartmanız gereken nitelikler:

    Öğretmeyi sevmelisiniz

    Kimse dört dörtlük değildir. Eğer ekibinizde işlerin daha verimli yürümesi için geliştirilmesi gereken zayıf yönleri olan çalışanlarınız varsa, onların bakacağı ilk kişi sizsiniz. Jeniffer Winter’a göre bununla ilgilenmek gerçekten ciddi zamanınızı alacak ve insanlara işi öğretmek yerine oturup izlemeyi seviyorsanız bir daha düşünmelisiniz.

    Hızlı geri bildirim ve yapıcı eleştiri çok önemli

    Öğretici olabilmenin bir parçası yapılan işle ilgili çalışanlarınızın beklediği geri bildirimi yapabilmektir. Bundan kasıt yalnızca “iyi olmuş” ya da “kötü olmuş” değil. Gerçek anlamda yapıcı olabilmek için bu konuda bir pratiğiniz olması faydalı olur ve bir yönetici olarak kısıtlı zamanınızda eksikliklerin bir dahaki sefere ne şekilde iyileştirilebileceği dair hızlı ve hedefi tutturan öngörüleriniz olmalı.

    Çatışmadan verim doğurabilmek

    Gerek uzun ve hararetli toplantılarda gerekse memnuniyetsiz müşterilerle ilgilenmede bu yetiye sahip olmak çok önemlidir. Yönetici olmayı istemeden önce kızgın bir “Yetkili biriyle görüşmek istiyorum!” sesini kulağınızda dalgalandırın.

    Toplantılara bayılıyor olsanız iyi olur

    Uzun ve hararetli toplantılar demişken, Winter, vaktinizin çoğunun bunlarla geçeceği konusunda uyarıyor. Dolayısıyla toplantılarda uykunuz geliyorsa veya çalışanların yüzünü bu kadar sık görmekten hoşlanmıyorsanız yönetici olmak size göre olmayabilir.

    İyi polis – kötü polis meselesi

    Diyelim ki bu niteliklerin her birine sahipsiniz. Yöneticilerin de bir yöneticisi olabileceğinden ve türlü başka sebeplerle, şartlar çalışanlarınızı karşınıza almayı gerektirdiğinde fazla narin davranmak ya da yüzleşmeden kaçınmak başınızı ağrıtabilir.

  • Patronunuza Borçlu Olmadığınız 5 Şey

    Tipik çalışma günü hepimizin bildiği gibi gereğinden fazla uzundur ve teknoloji bunu daha da uzun bir hale getirmektedir. İş saati bittikten sonra eve gelir gelmez telefon durmadan çalar ve email kutunuza mailler düşer. Acil olan işler peşinizi evde bile bırakmaz.

    Çoğu insan eve gider gitmez iş ile ilişkisinin kesildiğini iddia etse bile araştırmalar aksi yönde. Amerikan Psikoloji Derneği tarafından yapılan araştırmalar insanların %50’sinden fazlasının iş saatinden önce ve sonra bile mailleri kontrol ettiğini ve hatta hafta sonu ve hasta iken bile bunların devam ettiğini ortaya koymaktadır. Dahası, insanların %44’ü tatilde iken bile mailleri kontrol ediyor.

    Telepressure diye adlandırılan bu durum insanların işten bir türlü kurtulamadığını ve hayatlarının her evresinde iş ile ilişki içerisinde bulunmak durumunda kaldıklarını ortaya koyuyor. Sosyal hayatımız ile iş hayatımız arasında bazı sınırlar inşa etmemiz gerekmektedir. Yapmadığımız zaman; işimiz, hayatımız ve sağlığımız bundan kötü bir şekilde etkilenecektir.

    İş ve sosyal hayatımızı ayırmamız gerekiyor. İş ve sosyal hayatınızı ayırmazsanız ve buna patronunuzun saygı duyması gerektiği mantığını oturtmazsanız sıkıntı yaşarsınız. İşverene bağlı olmayan ve ona borçlu olmadığınız 5 şeye bir göz atalım. Böylece bu ayırımı yapmak çok daha kolay olacaktır:

    Sağlığınız

    İşiniz ve sağlığınız arasına ne zaman sınır koyacağınızı bilemeyebilirisiniz ama yoğun çalışma temposuna girip kendinize zaman ayırmayıp, dinlenmezseniz elbet kısa bir süre içerisinde stres topuna dönüşüp hastalanacaksınız. Gün içinde kısa yürüyüşler yapmalı, yemek aralarında dışarıya bir tur atmalısınız. Haftasonunuzu işe değil kendinize ayırmalısınız. Tatile çıkmalısınız.

    Aileniz

    İşinizden dolayı ailenizin dert yanması çok olasıdır. Bunu onları korumak için yaptığınızı söyleyebilirsiniz. “Çocuğumu daha kaliteli bir okula göndermek için çok para kazanmam gerek” diye de düşünebilirsiniz. Ama unutmayın ki en güzel zamanlarınızı aileniz ile değilde işe harcadığınız için ailenizi sonsuza dek elinizden kaçırabilirsiniz. O zamanda ne kadar para kazandığınızın bir önemi kalmayacak, onlardan geriye kalan mutlu anları gözünüzde canlandırıp duracaksınız.

    Ruh sağlığınız

    Ruh sağlığınız patronunuz veya işiniz için bozacağınız bir şey değildir. Çok küçük bir hasar bile o işe değmez, emin olun. Bu konuda her şey sizin elinizdedir. İşinizi ve hayatınızı dengede tutmalı ve dışarıda da sosyal bir hayatınız olduğu gerçeğini gözden kaçırmamalısınız. En güzel şey size zarar vereceğini düşündüğünüz şeye hayır diyebilmektir. İşten uzaklaşmaya ihtiyacınız olduğunda patronunuza hayır demeyi bilmelisiniz.

    Bağlantılarınız

    Bağlantılarınız sizin kariyeriniz boyunca çalışarak, emek vererek, ilişki içerisinde bulunarak bir noktaya getirdiğiniz kişilerdir. Bunlar için işverene bir şey borçlu değilsiniz. Bu kişileri işyeri ile paylaşmanız size kalmış bir şeydir, zorunluluk hiç bir zaman hissetmemelisiniz.

    Kimliğiniz

    İşiniz sizden bir parça olmasına rağmen bu işin sizin bütün kimliğinizi sarmasına izin vermeyin. Böyle bir şeye izin verdiğiniz an işiniz mi yoksa siz mi daha önemlisiniz sorusu gelir akla. Dışarıda, işinizin dışında bir kimliğe, kişiliğe sahip olmanız hayatı daha yaşanılır kılacaktır. Stresten arınmanıza, tükenmenize ve karakter olarak büyümenize de ayrıca yardımcı olur bu durum.

    Sonuç olarak, başarı ve doyum tüm bunları bir araya getirince ve hayatınız ile işiniz arasına bazı sınırlar koyunca gelir ve anlamlı olur.

    Sizin iş ile ilgili koyduğunuz sınırlar var ise yorum kısmında bizimle paylaşabilirsiniz.

  • Yöneticilerin Uykularını En İyi Şekilde Nasıl Planladığı

    Daha önce doktorları dinlediyseniz uyku ile ilgili; iyi ve tam olarak gece uykunuzu almışsanız, yorgun ve baş ağrısı çekerek uyanmıyorsunuz, güne erken uyanıyorsunuz ve güneş kadar parlak ve hazırsınız gibi sözler duymuşsunuzdur.

    Neler oluyor? Evet, mesele uyku döngünüz ile alakalı. Nasıl çalıştığını ve nasıl kontrol edilebileceğini bilmediğiniz ortada. Gece alınan kaliteli uyku sizin daha iyi bir ruh halinde ve enerjik olmanızı sağlar. Daha iyi bir hafıza ve kritik düşünme şansı verir. Daha taze ve hızlı hareket eden bir şekilde hareket eden bir beyine sahip olursunuz. Kaliteli uyku uyumadığınızda ise söylediklerimin tersinin olacağını garanti verebilirim.

    Bir girişimci veya CEO iseniz uyku daha da önemli bir konuma girmektedir sizin için. Oyunun en üst mertebesinde olmanız lazım ki kritik kararları verebilesiniz. Bunu da uyku sorunu yüzünden kaybetmek istemez kimse. Çoğu kimseler tarafından dile getirilen şey ise, bu tarz insanların gecenin geç saatlerine kadar çalıştığı ve kahve ile ayakta kaldıklarıdır.

    Ani enerji ve dikkat kaybından daha tehlikeli olan bir şey varsa o da uyku eksikliğidir. Düşük uykulu hayat tarzı küçük çaplı fonksiyonel bozukluklara sebep olur ve bu bozukluklar bir haftalık dinlenme veya yeterli uyku ile de geçmez. Yeterli uyku alamadığınız zaman geri gelirler ve ömrünüzün sonuna kadar sizi rahatsız ederler.

    Bu tür sorunlardan sadece nasıl bir uykuya sahip olmanız gerektiğinizi öğrenerek sakınabilirsiniz.

    Uyku bilimi

    Uyku, işiniz bittiğinde bir düğmesine basarak kapattığınız bilgisayarınız gibi değildir. İnsanoğlu çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Uyku 5 aşamalı bir döngü ile ayrılmıştır. İlk aşama, hafif uyku aşamasıdır. Uyuyor olmanıza rağmen hareket etmeniz, yer değiştirmeniz,  uyuklamanız gibi. İkinci aşama ise daha yavaş nefes aldığınız derin uyku halidir. Üçüncü aşama daha derin olan aşamadır. Burada beyin parçalanmışlığı bütünleştirme işlemine geçer. Kendini toparlar. Dördüncü aşama bunun bir üst versiyonu iken son aşamada beyin artık rem uykusuna geçer.

    Rem, rüyalar gördüğünüz ve sizin için en faydalı olan bölümdür. Bu uykunun ortasında uyanmak ise bir o kadar zararlıdır. ne kadar derin uyku zamansız uyandığında o kadar çok zarar demektir.

    Rem uykusu uyuduğunuz uykunun bütününü kapsamaz. Ortalama 90 dakika sürer. Uyuduğunuz 8 saatlik uykunun aslında 1,5 – 2 saatini kaliteli geçirirsiniz. 7 -8 saat uyku insanlar arasında söylenmiş ve mitleşmiştir. 8 saatten sonrasının döngüyü bozacağından emin olabilirsiniz. Üzülerek söylemeliyim ki, ne zaman uyumanız ve uyanmanız gerektiğini önceden kestirmek çok zordur. Uyanma gibi veya yatağa geç girmek bir sorununuz varsa sadece alarm kurarak bu sorunun üstesinden gelemezsiniz.

    Bunu başarmanın en etkili yolu kendinizi zorlayıp uyku düzeni oluşturmak ve bu düzene riayet etmektir. İlk zamanlarda zor geleceği için uyku döngüsü, düzeni konusunda faydalı olabilecek akıllı telefon uygulamalarında faydalanabilirsiniz. Bir süre sonra zamanında uyuyup zamanında ve dinlenmiş şekilde uyanırsanız bu sorunun üstesinden gelmişsiniz demektir.

    Uyku konusunda Barış Özcan’ın videosu da tetikleyici bir güç 0labilir.

  • Üretkenliğinizi artıracak günlük rutin önerileri

    Gün içerisinde ofiste zombi gibi olanlardan mısınız? Merak etmeyin, çalışanların çok büyük bir bölümü böyle. Ofis içerisinde edineceğiniz bazı rutinler hem vücudunuzu hareketlendirecek, zininizi canlandıracak ve iş hayatınızda size ek başarılar sağlayacaktır.

    Bu basit alışkanlıklar sayesinde işiniz ne kadar zor gelirse gelsin, daha mutlu bir iş hayatınız olacağını göreceksiniz. O nedenle hemen başlayın:

    1- Ertelemeyin. 

    Sabah uyanmak için alarm kurarken tek bir alarm kurun ve buna uymanız gerektiğini kabul edin. Eğer alarmı ertelerseniz REM uyku düzeniniz bozulduğu için kalktığınızda dayak yemiş gibi hissedersiniz. İlk alarm sesiyle kalktığınız zaman ise tüm gününüz çok daha zinde geçer. Bu nedenle alarm ertelemeyi bırakın.

    2- Başarı için iyi görünün. 

    Gece uyumadan önce yarın ne giyeceğinize karar verin ve öyle uyuyun. Böylece sabah uyandığınızda duş almak, traş olmak ve/veya saçınızı yapmak için zamanınız olacaktır. Düzenli olarak bunu yaparsanız özgüveniniz artar ve işe gittiğinizde bu özgüven ile beraber her türlü zorlukla daha rahat mücadele edersiniz.

    3- Sağlıklı bir kahvaltı. 

    Her sabah ağlıklı bir kahvaltı yapmanız (içeriğinde mutlaka yumurta da olsun) güne başlarken sizi zinde tutacaktır. İşe giderken aldığınız bir poğaça ve yanındaki çay sizi pek de güne hazırlayacak gibi görünmüyor. Sabah erken yaptığınız sağlıklı bir kahvaltı ve aldığınız yağlar sizi işe ulaşana kadar çok daha zinde hale getirecektir.

    4- Karşılaştırmayın.

    Araştırmalar gösteriyor ki maaşlar konuşulmaya başlandığı zaman performanslar düşüyor. Kimin ne kadar aldığını düşünmeyin, kendinizi sadece kendinizle kıyaslayın ve eğer daha fazlasını hak ettiğinizi düşünüyorsanız isteyin. Emin olun performansınız iyiyse zaten karşılığını istediğiniz zaman alabilirsiniz.

    5- Yürüyüşe çıkın. 

    Oturuyorsanız kalkın, ayakta çalışıyorsanız alanınız terkedin! Ne yaparsanız yapın farklı bir yere doğru hareket. Edin, yer değiştirmek, kan dolaşımını sağlamak işinize döndüğünüzde farklı bir bakış açısı sağlar.

    6- Konuşun. 

    Gün boyunca sadece çalışmak pek faydalı olmayacaktır. Ara verip iş arkadaşlarınızla konuşun mutlaka. Tabi ki dedikodu yapmaktan söz etmiyorum. Anlamlı konular üzerine konuşmak çok faydalı olacaktır. Zihninizi boşatmış olacağınız gibi işe döndüğünüzde daha iyi odaklanabilirsiniz.

    7- Pozitif kalın. 

    İyimserlik, üretken ve mutlu olmak için olmazsa olmazlardan biridir. Her gün aynada kendinizi pohpohlamak anlamına gelmiyor bu. Fakat her gün işe gittiğinizde bir şükretmeniz gereken ne kadar çok şey olduğunu düşünmek bile tüm gününüzü pozitif geçirmenizi sağlayacaktır. Hatta belki her gün bir kaç tanesini yazmak sizi daha iyi hissettirecektir.

    8- Kutlayın! 

    Birileri sizi elde ettiğiniz bir başarıdan dolayı kutlarken çok mutlu oluyorsunuz değil mi? Aynı şekilde kutlayan kişi de mutlu oluyor yani win-win durumu var. Bu nedenle büyük, küçük demeden her başarıyı kutlayın, takdir edin ve değer verdiğinizi gösterin. Sizi de çok iyi hissettirecektir bu durum.

    9- Kendinize karşı nazik olun. 

    Eğer gerçekten çaba harcadığınıza inanıyorsanız gerisi teferruat. Kimse günün sonunda sizinle olmayacak ve kendinize karşı nazik olabilecek tek kişi sizsiniz. Bir süper kahraman değil de insan olduğunuzu unutmayın.

    10- İşi işte bırakın. 

    Geldik en zor bölüme. İşi işte bırakmayı öğrenin. Hayatınızı iş ve ev diye ayırdığınız zaman işe döndüğünüzde yeni bir bakış açısıyla odaklanabilirsiniz ve bu da emin olun size başarı getirecektir.

  • Y kuşağını iş hayatında mutlu etmenin 5 yolu

    Y kuşağı, 1981 ile 1996 yılları arasında doğan insanlardan oluşur ve iş hayatında mutlu olmak için farklı beklentilere sahiptirler. İşverenler, Y kuşağını mutlu etmek için aşağıdaki beş yolu göz önünde bulundurabilirler:

    1. Esnek Çalışma Saatleri ve Yer: Y kuşağı, işlerini esnek bir şekilde yapmak ve iş-yaşam dengesini sağlamak ister. İşverenler, çalışanlarına esnek çalışma saatleri ve hatta uzaktan çalışma seçenekleri sunarak, onların isteklerine cevap verebilirler.
    2. Kariyer Gelişimi: Y kuşağı, işlerinde kendilerini geliştirmek ve yükselmek isterler. İşverenler, çalışanlarına kariyer gelişimi için fırsatlar sunarak onların bu beklentisine cevap verebilirler. Y kuşağı çalışanlarına mentorluk programları, eğitimler, konferanslar ve konuşmacı etkinlikleri gibi fırsatlar sunabilirler.
    3. Teknoloji: Y kuşağı, teknolojiye hakimdir ve işlerinde de teknolojinin kullanımına önem verirler. İşverenler, çalışanlarına son teknoloji araçları ve uygulamaları sağlayarak, onların işlerini daha kolay ve verimli hale getirebilirler.
    4. Çoklu Görevler: Y kuşağı, birden fazla görevi yapabilecekleri ve farklı projelerde yer alabilecekleri bir iş ortamını tercih ederler. İşverenler, çalışanlarına farklı projelerde yer alma ve farklı görevler üstlenme fırsatı sunarak, onların ilgi ve yeteneklerine uygun çalışma alanları sağlayabilirler.
    5. Toplumsal Katılım: Y kuşağı, iş hayatında toplumsal sorumluluk projelerine katılmak ve iş yerlerinin sosyal etki yaratmasını istemektedirler. İşverenler, çalışanlarının toplumsal sorumluluk projelerine katılmalarını teşvik ederek, onların bu beklentilerine cevap verebilirler. İşverenler, çevre dostu uygulamalar yaparak ve sosyal sorumluluk projelerine destek vererek Y kuşağı çalışanlarının mutluluğunu artırabilirler.

    Y kuşağı, diğer kuşaklardan farklı beklentilere sahip bir çalışan grubudur. İşverenler, Y kuşağı çalışanlarını mutlu etmek için esnek çalışma saatleri, uzaktan çalışma seçenekleri, kariyer gelişimi, teknoloji kullanımı, çoklu görevler ve toplumsal katılım fırsatları sunabilirler. Bu beklentilere cevap veren iş ortamları, Y kuşağı çalışanlarının iş hayatında mutlu ve tatmin olmalarını sağlayabilir.

  • Google İşe Alım Sürecinde Kısa ve Öz Mülakatlar Kullanıyor

    Google, işe alım sürecinde kısa ve öz mülakatlar kullanarak adayların teknik becerilerinin yanı sıra problem çözme, yaratıcılık, iletişim ve takım çalışması gibi becerilerini de ölçmeyi amaçlar. Mülakatlar genellikle 30-45 dakika sürer ve teknik mülakatlar ile davranışsal mülakatlar olmak üzere iki tip yapılır. Teknik mülakatlarda, adayların algoritma, veri yapıları, programlama dilleri ve sistem tasarımı hakkında bilgi sahibi olup olmadığı ölçülürken, davranışsal mülakatlarda, adayların iş yerindeki davranışları, deneyimleri ve çalışma tarzları hakkında bilgi edinilir.

    Google’ın işe alım süreci, adayların yalnızca teknik becerilerini değil, aynı zamanda iş yerinde başarılı olabilmeleri için gereken diğer becerilerini de ölçerek, en uygun adayları seçmesine yardımcı olur. Google’ın mülakat süreçleri, az yağlı, çok proteinli yiyeceklere benzetilerek, doğru soruların sorulduğu ve yarım saatten uzun sürmesinin gerekmediği şekilde tasarlanmıştır.

    Google’ın mülakatlarının yarım saatten fazla sürmemesinin nedeni, işe alım müdürlerinin yarım saatte karşılarındaki kişiyle bir mülakat daha yapıp yapmayacaklarına karar verebilecek nitelikte olmalarıdır. Google, görüşmeleri yarım saatle sınırlandırmaları gibi, mülakata kalacak adayları da beş kişiyle sınırlandırarak verimli bir işe alım süreci tasarlamıştır. Bu yapının uzun bir öğrenme sürecinden geldiği ve denenmiş ve verimliliği onaylanmış yöntemler olduğu belirtilmektedir.

    Google Nasıl Çalışır isimli kitapta işe alım süreci hakkında detaylı bilgi verilerek, başka şirketler için de örnek olabilecek uygulamalar paylaşılmaktadır. Bu kitap, Google’ın mülakat sürecinde kısa ve öz mülakatların kullanımını ve doğru soruların sorulmasını vurgulayarak, en uygun adayları seçmek için nasıl bir yol izlendiğini anlatmaktadır.

  • Steve Jobs’un 141 patentinin mirasından sonra alınması

    Apple’ın 2011 yılında pankreas kanseri nedeniyle hayatını kaybeden efsanevi CEO’su Steve Jobs ölümünden sonra da icatlarıyla konuşulmaya devam ediyor. Steve Jobs’a ait 458 buluşun 141’inin ölümünden sonra patent alınarak resmileştirildiği belirtiliyor. Steve Jobs‘un ölümünden sonra 141 icadı patentlenerek resmileştirildi.

    Steve Jobs’un  ilk buluşu 1983 yılında patenti alınan kişisel bilgisayar. Bu icat Apple III ve Macintosh’un da temelini oluşturuyor. İşte bu buluşun patentine ilişkin belge ve çizimler…

    Jobs’un teknolojiye yönelik buluşları kadar tasarıma yönelik icatları da bulunuyor. Örneğin kendisine ait “cam küp” tasarımı New York 5. Caddede bulunan Apple Store’da hayata geçirildi. İşte cam küp tasarımının patent belgelerinde yer alan Jobs tarafından gerçekleştirilmiş çizimi…

    Steve Jobs’un mucit kişiliğinin Apple’ın başarısındaki yeri şüphesiz ki çok büyük. Bu durum Jobs’un ölümünden sonra Apple’ın yeni buluşlar konusunda ne kadar başarılı olacağının sorgulanmasına neden olabiliyor. Hele ki Apple’ın şu anki CEO’su Tim Cook’un daha önce bu tarz bir buluşu olmayan bir tedarik zinciri uzmanı olduğu düşünüldüğünde…

    Apple Jobs’un ölümünden sonra da Apple Watch ve ödeme sitemleri gibi yeni ürünler geliştirmeye devam ediyor ve gelirlerini artırmayı sürdürüyor. Jobs’un ise ölümünden sonra dahi buluşlarıyla markaya ilham verdiği herkes tarafından kabul edilen bir gerçek.

  • Starbucks’ın Lideri Howard Schultz’dan Müşteri Odaklı Başarı İçin 5 Tavsiye

    1971 yılında Seattle Pike Place’de açılan Starbucks, adını Herman Melville’ in ünlü kitabı Moby Dick’ teki kahve sever kahramandan almıştır. Ve Starbucks açılan bu küçük dükkanla ilk adımını atmış ve dünyanın en büyük kahve zinciri olmaya doğru ilerlemeye başlamıştır.

    65 ülkede 21 binden fazla şubesi bulunan Starbucks, Amerika’da en hızlı büyüyen firmalar arasında yer almayı başarmıştır. Ve kendilerini yavaşlatacak hiçbir adım atılmıyor. Peki tam olarak nasıl bu denli hızlı bir gelişmeye ve olağanüstü marka deneyimlerine sahip oluyor?

    Starbucks ve korkusuz lideri Howard Schultz’ dan öğreneceğimiz 5 önemli nokta:

    Her detay önemlidir: Başarı yolunda küçük şeyler bile çok önemlidir. Starbucks, her detayı dikkatlice inceleyerek küçük şeyleri önemseyerek büyük bir başarı elde etti.

    Küçük şeyleri önemseyerek, her detayı dikkatlice inceleyin. Neden mi? Çünkü başarı yolunda küçük şeyler bile çok önemlidir.

    Starbucks muhasebecilerinin önerilerine göre çift katlı tuvalet kağıdından tek katlıya geçiş firma için ciddi anlamda yararlı olacaktı. Fakat bu fikir reddedildi. Çünkü Starbucks tek katlı tuvalet kağıdı kullanılması dahilinde isimlerinin zedeleneceği ,bu konunun alay konusu olacağını ve marka imajının sarsılacağını belirtti.

    Müşteriye soru sormak: Starbucks çalışanları, müşterilere ne almak istediklerini sormak suretiyle ilgi hissi yaratarak, burada iyi hizmet verildiğini düşünmelerini sağlıyor.

    Herhangi bir Starbucks’ ta bulunduğunuz zaman, çalışanların size ne almak istediğinizi sormasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.  Bu basit ve etkili olan pazarlama tekniği, müşteride ilgi hissi yaratarak, burada iyi hizmet verildiğini düşünmesini sağlar. Ayrıca çalışan müşterinin ne istediğini anladığı takdirde, son kararını vermesinde de yardımcı olacaktır.

    Sorumluluk almak: Starbucks çalışanları, müşterilerine her zaman en iyi deneyimi sunmak üzere eğitiliyorlar. Bu da herhangi bir hatada sorumluluk almalarını sağlıyor.

    Hiçbir Starbucks’ ta siparişiniz yanlış hazırlandı mı ? Peki sonrasında ne yapıldı? Doğru siparişinizi soru sorulmadan alabildiniz. Çalışanlar, müşterilerine her zaman en iyi deneyim sunmak üzere eğitiliyorlar. Bu da herhangi bir hata sonucunda sorumluluk almalarını sağlıyor. Bu noktada hatayı  profesyonel olarak değerlendirip, sahiplenip doğrusunu hemen gerçekleştiriyor olmaları ciddi anlamda önem kazanıyor.

    İnovatif olmak: Starbucks, köklerine sadık kalmak için elinden geleni yapıyor ve aynı zamanda yenilikçi bir şirket olarak öne çıkıyor.

    Starbucks köklerine sadık kalmak için elinden geleni yapar ve aynı zamanda yenilikçi bir şirkettir. Örneğin: müşterilerin Starbucks’ta oturarak daha fazla zaman geçirmek istediklerini anlayarak 2010 yılında onlara WiFi hizmeti sunmaya başlamıştır. Ayrıca Starbucks müşterilerin iPhone uygulamasıyla ödeme yapabilme imkanını sunan ilk şirketleriden birisi olmuştur.

    Sosyal medyayı benimsemek: Starbucks, Instagram gibi sosyal medya platformlarını markanın hikayesini anlatmak ve tüketicinin markaya duyarlılığını artırmak için kullanıyor.

    Birçok tüketici, markaların sosyal medya promosyonlarına ve pazarlama fikirlerine aşinadır. Peki sosyal medya iletişiminde mükemmele nasıl ulaşılabilir ?

    Starbucks, Instagramı markanın hikayesini anlatmak için kullandı.  Görüntü tabanlı sosyal ağ sadece markanın ürünlerini tanıtmak için değil, vitrin olarak tüketicinin markaya duyarlılığını arttırmak için kullanıldı.  Aynı zamanda tüketici fotoğraflarını da paylaşarak onların fotoğrafa karşı duyduğu tutkuyla markanın tüketiciye ulaşmasını sağladı.

  • Gerçek liderlik becerileri nasıl anlaşılır?

    Her çalışanın istediği ve patronu için beklediği bir durumdur. Bazen bir liderin, becerilerinin gerçek olup olmadığını anlayabilmenin tek yolu; hayatınızı perişan eden yöneticiyi, sıklıkla “bu gerçek olamayacak kadar iyi” dediğiniz kişiyle kıyaslamaktır. Genellikle; hizmetkâr liderler, bilinçli liderler, otantik liderler veya dönüşümcü liderler gibi farklı lider tipleri dikkat çeker.

    Onları nasıl adlandırırsanız adlandırın. Kesin olan bir şey var ki; Bir örgüt içinde ihtiyari çabayı göstermeleridir.

    Hizmetkâr liderler, diğer insanlara ışık tutar. Dikkat çekmek istemezler ve onlar için çalışan insanlara fayda sağlamak amacıyla güç ve statülerini paylaşırlar.

    Pratik olmak için, bu tür liderlerin en yaygın liderlik davranışlarını inceleyelim. Bu tartışmada büyük başarılara yol açan sayısız liderlik uygulaması var iken, bunu beşe indirelim:

    1. Sevinç ve endişe yayarlar

    Size dürüstçe bir soru soralım: Pazartesi sabahı kalktığınızda çalışmaya devam etmek için sabırsızlanıyor musunuz? İş arkadaşlarınızla etkileşimde bulunmayı sabırsızlıkla mı bekliyorsunuz?

    Patronunuz tarafından takdir edildiğinizi hissediyor musunuz? Eğer öyleyse, sizinle ilgilendiği anlamına gelir. Başınızı sallayarak muhtemelen evet diyecekseniz, sevinçle… Tebrik ederiz!

    Sevinç, büyük liderlerin sağlıklı kültürlerde her çalışanına göstermiş olduğu bir duygudur. Çalışma ortamları, insanların birbirlerine saygı duydukları, iş arkadaşlarının birbirlerini teşvik ettiği, aynı değerlerin paylaşıldığı, gerçek ekip çalışmasının olduğu ve havada sürekli bir sinerjinin bulunduğu ortamdır.

    Sonrasını tahmin etmek zor değil. Akşam saat 17:30, hala enerjiksiniz ve heyecanla işinizle uğraşıyorsunuz. Çalışma ortamı sizi mutlu ettiği için eve gitmeniz gerektiğini bile sonradan farkına varıyorsunuz. Bu muhteşem bir durum!Ve liderler, böyle bir ortam oluşturmak için çok emek harcarlar.

    2. Çalışanlarına amaç ve aidiyet duygusu verirler

    Give and Take’te Adam Grant, “Bir kişi çalışmalarında amaç bulursa, o kişinin mutluluğunu arttırmakla kalmaz, verimliliğini de arttıracağını söyler.”

    İnsanlara istedikleri amacı verin. Grant’e göre; bunu yapmanın yolu, çalışanlara hizmet etmekte oldukları kişileri bulma ve onlarla tanışma fırsatı vermektir.

    Grant tarafından yapılan bir araştırmada, üniversitede bağış toplama çağrı merkezinde çalışan, üç grubu, katkı talep etmek için bağışçı çağırmak üzere görevlendirdi. Gruplardan birisi, burs veren kişilerin, kişisel hikayelerini, bu bursların hayatlarını nasıl değiştirdiğini okudu. Görevlerini yerine getirmek için yeni çağrı yapan grup, diğer gruplara oranla yüzde 143 oranında bağış oranını arttırdı.

    Grant araştırmayı bir adım daha ileriye taşıdı: Fon yaratanlara, burs kazanma hakkı ve beş dakika kadar kısa bir süre içinde soru sormalarını istedi. Bunun sonucunda bağış toplama miktarı yüzde 400’den fazla arttı!

    Grant’ın sonucu: Çalışanlar ile yardım ettikleri insanları, bir araya getirmek çok motive edicidir. Birkaç dakika ile sınırlı olsa bile.

    İşverenler, müşterilerine erişim imkânı tanıyorsa rekabet üstünlüğüne sahiptir, bu nedenle işlerinin yarattığı insan etkisini ilk elden görebilirler.

    Bunun nedeni; işlerin anlamlı olmasıyla ilgilidir. Çalışanlar, yaptıkları işle dünyada bir fark yarattığını hissedince – ister uygulama tasarlasınlar ister asfalt döşüyor olsunlar- kendi motivasyonlarını arttırırlar.

    3. Organizasyon içinde öğrenme ruhu geliştirirler

    İnsanın gelişimi, İK tarafından uygulanan ayrı bir etkinlik değildir. Hizmetkâr liderlerin bilincinde kökleşmiştir. Açıkçası, bu takımın performansını artıracak olduğundan dolayı iyi bir iş stratejisidir.

    Ancak bunun ötesinde, gelişmekte olan insanlar kendi içlerinde liderliği hedeflerler. Peki, bunu gerçekleştirmek nasıl mümkün olabilir? Büyük liderler bu durumda:

    Çalışanlarının yeteneklerini, güçlü yönlerini ve kişilik tiplerini, en iyi iş uyumu için tanımlarlar. Böylece potansiyellerine ulaşabilirler.

    Organizasyon içinde bir öğrenme ruhunu savunurlar: “Halkımızı büyütmek bizim önceliklerimizden biri” diyerek açık bir mesaj verirler.

    Ayrıca işin amacı, performans önlemleri ve organizasyonel misyonun yerine getirilmesiyle uyumlu eğitimler, koçluk ve danışmanlık fırsatları sunarlar.

    4. İş sonuçlarına götüren güven inşa ederler

    Eğer liderler yetiştirmeyi düşünüyorsanız, güven, şirket liderliğinizin üzerinde durması gereken bir direktir.

    Steffen M.R. Covey, The Speed of Trust adlı kitabında Whole Foods, Campbell Soup ve Semco’da dahil olmak üzere, yüksek katılımlı çalışanlar ile tanınan şirketlerin yapılarında, kültürel olarak yerleşmiş liderliğe güvenen davranışlara dikkat çekiyor.

    Güvenilir davranışlar arasında şunlar yer alıyor:

    • Dinlemek
    • Hesap verebilirlik pratikliği
    • Şeffaflık oluşturma
    • Gerçekle yüzleşmek
    • Beklentileri netleştirmek

    Liderlik ekipleri ve çalışanlarının gün içinde nasıl etkileşime girdiklerine bakın. Bütün bu güvenleri arttırmak için, sergilenen davranışları düşünün. Çalışanların performans derecelendirmelerinin yükseldiğini ve sonuç olarak müşterilerinizin farkı göreceğini anlayın.

    5. İletişim biçiminde açık ve şeffaf davranırlar

    Bu uygulamanın açık bir örneği; The Container Store CEO’su Melissa Reiff, Fortune’un yıllık listede sıraladığı “Çalışmak İçin En İyi 100 Şirket’lerden 49. sıradaki şirketi modellemiştir.

    Reiff, şahsen “tutarlı, güvenilir, öngörülebilir, merhametli ve hatta saygılı bir şekilde iletişim kurmanın günlük yürütülmesi” olarak tanımlanan “Communication IS Leadership“in örgütsel ilkesini hazırlamıştır.

    The Container Store, en saf haliyle; her çalışanın her şeyi tanıması için çaba gösteriyor. Herhangi bir şirket için, yıldırıcı bir girişim iken, The Container Store için durum oldukça farklı. Kendi web sitelerinin ardındaki gücü kabul ediyorlar. “Hiçbir şey, takımın parçası olduğunu bilmekten daha iyi değildir. Paylaştığımız bazı bilgilerin, rakiplerin eline düşebileceğini biliyoruz, ancak avantajlar risklerden çok daha ağır ” şeklinde açıklıyorlar.

    Bu listeye başka neler eklenebilir, sizin düşünceleriniz nelerdir?

  • CEO’luğa Yükselmenizi Sağlayacak 7 Etkili Alışkanlık

    Eğer CEO olmak istiyorsanız bunu sizin dışınızda hiç kimse gerçekleştiremez. 300’den fazla CEO ile görüşen bir gazetecinin söylediklerine dayanarak söylüyorum: Onlar, çoğu şeyi diğer insanlardan farklı yaparlar.

     Eğer sizde bu 7 sürpriz alışkanlığı bir yaşam tarzı olarak benimserseniz kendinizi ilerde bir CEO olarak görmeniz sürpriz olmaz.

    1- Kafanızı otların üstünden kaldırın, kendinizi ortaya çıkarın.

    Eğer birinin yanında çalışıyorsanız size verilen işleri başarı işle tamamlamanız muhtemeldir. Ama  sizlere verilenleri yaparak  asla bir CEO olamazsınız. Başkaları için bir iş ile ilgili olarak sizin bağımsız karar alabilmeniz, inisiyatif kullanmanız çok önemlidir.  CEO olmayı başarmış kişiler, şirketin kimliği üzerinde daha çok zaman harcarlar. Şirketin temel ihtiyaçlarının ne olduğunu tespit ederler ve amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırlar.

    2- Bir kültür yaratın ve onu ilerletin

    Bir CEO’nun en önemli görevlerinden biri de şirkete bir kültür kazandırıp onu ilerletmek, geliştirmektir.

    Eğer CEO olamak istiyorsanız bunu nasıl yapmanız gerektiğini de bilmelisiniz. O zaman kendinize bu soruları sormanız gerekmektedir: Ne tür insanlar CEO olur? Ne tarz davranışlar onları bu konuma taşır? Sahip olduğu bu değerler şirkete ne tür katkılar sunar? Şirketin büyümesi ve duruşu bu değerlere bağlı olarak mı değişim gösterir?

    Eğer şirketin ilerlemesini istiyor ve koltuğunuzun sağlam kalmasını istiyorsanız çalışanlarınızın neyi en iyi şekilde yaptığını bilmeniz gerekmektedir. Bunu geliştirmelisiniz. Patron olsam “neyi farklı yapardım”ı kafanızın bir yerinde daima canlı tutmalısınız.

    3- Başkalarını başarıdan uzak tutan hataları ortadan kaldırın

    Mükemmel CEO’lar kendileri ile aynı organizasyonda çalışan kişilere hizmet ederler. Bu demek oluyor ki eğer sadece kendinize hizmet ederseniz, bu sizin başarılı olmanızı ve iş hayatında tırmanışınızı engeller. Yani kendi kendinize engel olmuş olursunuz çalışanlarınıza bir CEO olarak hizmet etmezseniz. Şirketinize bir CEO potansiyeli taşıdığınızı göstermek istiyorsanız başkalarına işlerinde yardımcı olmalısınız. Onların başarısının önündeki engelleri kaldırmaya yardımcı olmalısınız ki şirkette herkes başarılı bir şekilde işleri yürütebilsin.

    4- Ortaya istekli, hırslı amaçlar koyun

    CEO’ların yaptıkları en önemli şeylerden biri de başkalarına amaçlar edinmelerini sağlamalarıdır. Bu şekilde insanlara amaçlar vererek bu amaçları gerçekleştirebilecek yetenekli çalışanların elde edilmesini sağlarlar. Eğer kendinizde bir çalışansanız şu an kendinize şu soruları sormalısınız: Ne tür istekli amaçlar şirketin başarıya ulaşmasını sağlar? Bu hedefler sizi heyecanlandırıyor mu? Bu hedeflerin gerçekleşmesi ile önünüzde bir kariyer şansı görüyor musunuz?

    Eğer bu soruların cevabı evet ise o halde bir CEO olarak çalışanları ve başkalarını kolay bir şekilde motive edebilirsiniz.

    Çalıştığınız sektörü iyi bilip şirketinize o yönde bir vizyon oluşturmalısınız.

    5- Kontrolü bırakın ama takımınızı sorumlu tutun

    CEO dediğin kişi bir grup çalışanı birlikte çalışmaya motive edebilmelidir. Bir CEO en alttan bu duruma gelmiş ise emin olabilirsiniz ki o süre içinde onlarca grubu birlikte verimli bir şekilde çalıştırma şansına sahip olmuştur.

    6- Antrenörlük yapın, yakın kontrol sağlamayın

    Çalışanları en ince detayına kadar kontrol etmeye çalışan CEO bunun faydasından çok  zararını görecektir. CEO olarak, çalışanların fazladan bir el ve ayağa ihtiyacı olduğunu düşünüp müdahale ederseniz çalışanı demoralize edip, düşünmesine engel olursunuz.

    Onlara ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine sorunları nasıl çözebileceklere yönelik önerilerinizi verebilirsiniz.

    7- Yaptığınız işi sevmiyorsanız, bırakın gitsin

    CEO, şirketin büyümesini sağlamak için birbirinden farklı yeteneklere sahip olmalıdır. Normal olarak CEO, ilk dönemlerinde satış ve yeni ürün çıkarma konusunda başarılı olmalıdır. Ama halka açık bir şirketin farklı paydaşlar ile iyi bir iletişim kurması gerekmektedir.

    İşin en zor kısmı ise bir CEO’da olması gereken gereklilikleri sağlıyor olmanızda yatmaktadır.

    Yaptığınız işin size göre olduğunu düşünüyorsanız bu soruları mutlaka kendinize sormalısınız: işiniz şirketin başarısı için kritik derecede önem arz etmekte midir? Bu işi yapabilecek en iyi kişi misiniz? İşinizden zevk alıyor musunuz?

    Eğer bu sorulara cevabınız hayır ise bu işi yapacak başka birini bulmalısınız.

    Bu alışkanlıkları edindikten sonra işinizde en üst noktaya geldiğinizi göreceksiniz.